| Yazanlarda |
|
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 24-Temmuz-2009 Saat 11:04 |
|
|
|
Che Guevara'nın kızı Hilda geçen hafta 39 yaşında kanserden öldü. Babası da Bolivya dağlarında öldürüldüğünde aynı yaştaydı. Ve ölüm üzerine söylediği sözler bir dönem, her devrimcinin belleğine kazınmış gibiydi: "Ölüm nereden gelirse gelsin... savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleri ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaksa... ölüm hoş geldi, safa geldi". 1967'de Che'nin ölüm haberi geldiğinde gerçekten de savaş sloganları bir devrim müjdesi gibi dilden dile dolaşmıştı. Şimdi 30 yıl sonra o efsanenin kızının Havana'da sessiz sedasız kansere yenik düşmesi garip bir tecelli gibi geliyor insana... Guevara yaşasa şimdi belki 91 yaşındaki Çinli lider Deng gibi "ne zaman ölecek" diye gözünün içine bakılan bir "devrim dinozoru" olacak ve bağırsak kanseri ya da solunum yetersizliğinden ölecekti. Ne tuhaf bir paradoks; sanki genç ölenler hafızalarda hep diri kalmayı başarıyorlar. Adeta, ölüm yaşatıyor insanı... Çok yaşamaksa manen öldürüyor. Yaşamla ölüm arasındaki bu garip ilişkinin çarmıhına gerilen insanlarsa denetleyemedikleri bir oyunda "efsane" ya da "dinozor" rolleri oynuyorlar. Acaba James Dean 24 yaşında ölmese bugün 64 yaşında hâlâ bir "asi efsane" olarak adlandırılıyor olacak mıydı? John F. Kennedy 45 yaşında vurulmasa, bugün 80'ine merdiven dayamış bir Başkan eskisi olarak hâlâ "Beyaz Saray'ın gelmiş geçmiş en başarılı ismi" olarak anılacak mıydı?
* * *
Böyle bakıldığında, bu yaklaşımın ölümü kutsadığını söylemek mümkün. "Hızlı yaşayıp, genç ölenler"in, yakışıklı cesetleri karşısında adeta insanlar genç ölüp efsaneleşmekle, çok yaşayıp dinozorlaşmak arasında tercihe zorlanıyorlar. Oysa mesele, genç ya da yaşlı olmak meselesi değil... yaşam sürecine neleri sığdırabildiğiniz meselesi... Fatih Sultan Mehmet, İstanbul seferi sırasında 21 yaşındaydı. Mustafa Kemal 27 yaşında 31 Mart ayaklanmasını bastırmaya giden orduda görev almıştı. Karl Marx Komünist Manifesto'yu yazdığında 29'una yeni basmıştı. Pablo Picasso, Avignon Kızları'nı 25 yaşında boyadı. Ernest Hemingvvay, Toronto Daily Star gazetesi için Lozan Konferansı'nı izlerken İsmet Paşa ile röportaj yaptığında 24 yaşında genç bir muhabirdi. Şimdi 50 yaşındaki Başbakan Tansu Çiller, "eskimiş ve köhnemiş liderlerden" sözederek 70 yaşındaki Demirel'i kızdırıyor. 1964'te 80 yaşındaki Bayar'ın eli kolu bağlıyken, gençlik avantajını kullanarak 40 yaşında AP'nin Genel Başkanlık koltuğuna oturan Demirel ise genç başbakanı için "Onu biz getirdik, biz götürürüz" diye sinyaller gönderiyor. "Nasıl gelirsen öyle gidersin" sözü bir kez daha doğrulanıyor. "Kullan-at" sloganına dayalı tüketim toplumunun yaygınlaşmasıyla liderler de hızla tüketilir hale geliyorlar. Bir süre sonra tecrübenin adı "dinozorluk" oluyor. Tüketim çılgınlığı, zaten kesile biçile bir avuç kalmış eski değerleri de rafa kaldırma yarışına girişiyor. Lakin, yerine hiçbir şey konamıyor. DYP hâlâ Cindoruk'un, CHP hâlâ Ecevit'in, MHP hâlâ Türkeş'in, RP hâlâ Erbakan'ın gözünün içine bakıyor.
* * *
Son zamanlarda alevlenen "Genç yazar-yaşlı yazar" tartışması da aynı çerçeveye girmiyor mu? Yazarın ne yazdığından çok, kaç yaşında yazdığıyla ilgileniyor insanlar... Oysa kimi genç yazarlar, çalıştıkları gazeteleri, "dinozor' çokluğundan "Jurassic Park"a benzetirken, kendi yazdıkları yazıların, "dinozorlar çağı"nı çağrıştıracak kadar gerici ve tutucu olduğunu farketmiyorlar bile... Halbuki nice "ihtiyar delikanlı" hâlâ dipdiri fikirlerle ortalığın tozunu attırıyor. Ben hâlâ, bir yazar için yazı kâğıdının nüfus kâğıdından daha çok önem taşıdığına inanıyorum. O yüzden başyazarın köşesinde gözü olanları değil, söyleyecek sözü olanları okuyorum. Yazarın "genç yaşında" olmasından çok, "aklı başında" olmasını önemsiyorum. Galiba gençleri efsaneleştirmek, yaşlıları dinozorlaştırmak için henüz erken... Che ile kızı aynı yaşta öldüler. Kızının adını hanginiz anımsıyorsunuz?
Can Dündar
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 24-Temmuz-2009 Saat 11:11 |
|
|
|
Yıllar geçiyor dün genç olduğunu düşünen kişi bir de bakıyor ki etrafı kendinden gençlerle dolmuş. Haliyle düşünüyor: Acaba dün genç olmakla övündüm mü, bugünleri hiç hesaba katıım mı, gençlik bir hay huy mu, farkına varmadan esti geçti mi .. falan .
Can Dündar'ın yukardaki yazısını okuyunca yaşlanmakla ilgili görüşlerimizi paylaşalım dedim . Yaşlanmak nedir, genç olmak ya da yaş almak ?
Buyrun gençler, hep genç kalanlar .. Paylaşalım .
|
| Yukarı Dön |
|
| |
religionsmaster güneş


Kayıt Tarihi: 01-Mayıs-2008 Ülke: Trinidad ve Tobago Gönderilenler: 133
|
| Gönderen: 24-Temmuz-2009 Saat 12:02 |
|
|
|
İNSANIN RUHU YAŞLANDIMI 20 SİNDEDE OLSA FARKETMİYOR CAN DÜNDAR OLMASA BU ÜLKE NE YAPARDI ACABA İNTERNET KONUSUZ KALIRDI MAİL TRAFİĞİ AZALIRDI SAYISIZ LUZUMSUZ LAF VE VİDEO YAYINLANMAZDI ASLINDADA TASARRUF YAPILMIŞ OLURDU. HAUAHAUAHUAHAUHAUAHAUAHAUHAUAHAUAHAUHAUAHUA . GENÇ YAŞTA İNSANLAR ÇOK GÖRMÜŞ GECİRMİŞ ACILARLA YOĞRULMUŞ RİYA VE SAHTE DUYGUSALLIK DOLU YAZILAR YAZMAYA HEVES ETMES KENDİ DİNANİZM LERİNİ HAREKETE GECİRİR YARATICILIKLARINI GELİŞTİRİRLERDİ ASLINDA ENTEL ARABESK MODU HİÇ YAŞANMAMIŞ OLURDU KÜLTÜR ADINA. FENADA OLMAZDI HANİ AMA GEL GELELİMKİ TIPKI SİNEMA DÜNYASI NASIL GORA 1 2 VE RECEP İVEDİKLE DİBE OTURDUYSA MEDYA EDEBİYATIDA CAN DÜNDAR KRİZİNİ YAŞIYOR YAZIKKİ. BUDA BİR SÜREÇ BEZGİN RUHLARA HİTAP EDENLER TUTUYOR NE YAPALIM MODA BU. SONUNA KADAR ACİTASYONA DEVAM BUDA BU YAZILARI YAZMAK İÇİN DOĞUM KONTROL HAPI YUTUYORDUR BÜYÜK İHTİMALLE HAUAHAUHAUAHUAHAUAHUAHAUHAUAHAUHAUAHAUHA
__________________ BİZ BİLENLERİ İNANANLARA YOL GÖSTERİCİ KILDIK.YOLU YOL YAPAN NE SONUDUR NEDE YOLU YAPAN. YOLU YOL YAPAN YOLUN YOLCUSUDUR. (M.I.B.)MB.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 29-Temmuz-2009 Saat 13:06 |
|
|
|
Yaşlanmak deyince aklıma Volkan Konak'ın bir şarkısındaki şu dizeler geliverdi :
sevgilim yeşil eriğim benim ben içine hapsolmuş çekirdeğinim senin hapiste günler ağır geçer diyorlar olsun, ben vazgeçtim hürriyetimden yeter ki yetim bir çocuk gibi bırakma yüreğimi zira sensiz bu can bir yüktür yüreğime kaldır öpülesi alnını ve bak bana karım , kızım, yoldaşım…. bir tek gözlerim değişmedi yine bir tek gözlerim
yaşlanmak etin sarkması, etin gevşemesi, saçın beyazlaması değil gülüm, gel bu akşam buna başka bir anlam bulalım yaşlanmak belki de aşktan ve ölümden korkmak demektir.
benim en büyük kudretim senin sahiden ıslak şehrimde olduğunu bilmek hatta şu an geceliğinle balkondasın dokunmaya çalışıyorum ince parmaklı ellerine yoroz değil kararan, yoroz değil yüzümde ışığından ayrılmanın kederi var bu akşam biraz da "işte geldik gidiyoruz"un hüznü ama sen kaldır öpülesi alnını ve bak bana karım, kızım, yoldaşım… ama gördün mü gülüm bır tek gözlerim değişmedi yine bir tek gözlerim….
Özellikle "yaşlanmak etin sarkması değildir, aşktan ve ölümden korkmaktır" bölümüne bayıldım
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 29-Temmuz-2009 Saat 21:58 |
|
|
|
YAŞLILIK KAÇ YAŞINDA BAŞLAR?
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
.....
K.Kolomb, Amerika'yı keşfettiğinde 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.
Pasteur, kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizelgesini yaparken 73 yaşındaydı.
Chaplin, 76 yaşında yönetmen olarak işinin başındaydı.
Geothe,en büyük eseri Faust'u 82 yaşında bitirdi.
....
Gençlik, hayatın belirli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan, kendine güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecsinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.
İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buruşturabilir, fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur.
İnsanlar, yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
William Gladstone
Bu güzel maili benimle paylaşan sevgili Kadir Tuğtekin Ok'a teşekkürlerimle ..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
phbnn güneş

Kıdemli
Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006 Ülke: Türkiye Gönderilenler: 975
|
| Gönderen: 03-Ağustos-2009 Saat 15:07 |
|
|
|
religionsmaster Yazdı:
| GENÇ YAŞTA İNSANLAR ÇOK GÖRMÜŞ GECİRMİŞ ACILARLA YOĞRULMUŞ RİYA VE SAHTE DUYGUSALLIK DOLU YAZILAR YAZMAYA HEVES ETMES KENDİ DİNANİZM LERİNİ HAREKETE GECİRİR YARATICILIKLARINI GELİŞTİRİRLERDİ ASLINDA ENTEL ARABESK MODU HİÇ YAŞANMAMIŞ OLURDU KÜLTÜR ADINA. .... BUDA BİR SÜREÇ BEZGİN RUHLARA HİTAP EDENLER TUTUYOR NE YAPALIM MODA BU. SONUNA KADAR ACİTASYONA DEVAM.... |
|
|
Tabi bu yapılan acı çekme değil, yukarıda ki betimleme de dediği gibi bezgin ruhlar... Sürekli enerji açlığı duyan, kendine enerji üretemeyen, başkalarının acılarından bir çeşit zevk alan ruhlar topluluğu... Bu insanların bakıldığında zaten ruhları çökmüş olduğundan fiziksel durumlarına da bir şekilde yansıyacaktır bunlar diye düşünüyorum. Her bakımdan; sadece yaşlılık olarak değil....
__________________ BNN !
|
| Yukarı Dön |
|
| |
oretes güneş


Kayıt Tarihi: 27-Mayıs-2008 Gönderilenler: 171
|
| Gönderen: 03-Ağustos-2009 Saat 20:07 |
|
|
|
''İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.''
Harika valla ilaç gibi geldi sevgili adilenur:))) Teşekkürler...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 25-Ağustos-2009 Saat 22:29 |
|
|
|
- En iyi yananlar, eski odunlar; en güvenilen kimseler, eski dostlar; en rahat okunanlar da,eski yazarlardır. BACON
- Yirmi yaşında yakışıklı, otuz yaşında güçlü, kırk yaşında zengin, elli yaşında akıllı olmayan insan hiçbir zaman yakışıklı, güçlü, zengin ve akıllı olamaz. HERBERT
- Yirmi yaşında istek, otuz yaşında zeka, kırk yaşında akıl önemlidir. FRANKLIN
- Çizgiler, yüreklerimizde değil, yalnız alınlarımızda belirir. Çünkü insanın ruhu hiçbir zaman yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
- Gençlikte günler kısa, yıllar uzun; yaşlılıkta da günler uzun, yıllar kısadır. PANİN
- İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitap, geri kalan yılları da o kitabın eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
- Yaşlılar her şeye inanırlar; orta yaşlılar her şeyden kuşkulanırlar; gençler de her şeyi bilirler.
- Herkesi bıktırıncaya kadar yaşayan, çok yaşamış demektir. H.GEOGE BOHN
- Yaş da sevgi gibidir; saklanamaz. THOMAS DEKKER
- Kalbin yaşı yoktur. EUGENE IONESCO
- Eğlence, gençlikte günah, yaşlılıkta çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
- Pek az kimse yaşlanmasını bilir. LA ROCHEFOUCAULD
- Yaşlanmak isteriz.ama yaşlılıktan korkarız; bu hayatı ne kadar sevip, ölümden nasıl kaçmak istediğimizi gösterir. LA BRUYERE
- Hiçbir akıllı adam, daha genç olmayı istememiştir. JONATHAN SWİFT
- Yaşlanmadan önce iyi yaşamak; yaşlandıktan sonra da iyi ölmek istedim. SENECA
- Kimse, yaşlı bir adam kadar sevemez. SOFOKLES
- Yaşlılık ölümden çok daha korkunçtur. JUVENAL
- Yaşlılar için, öğretmenimin zamanı hiç geçmez. AESKHYLOS
- Kadınlarla müziğin yaşı yoktur. GOLDSMİTH
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 21-Ekim-2009 Saat 18:40 |
|
|
|
Yaslanmak mi....o da ne!
'' Picasso , 90'ında nefis eserler veriyordu... Goethe 'Dr. Faustus' u 80'inden sonra kaleme aldı... Verdi , 'Otello' yu 73 yaşında, 'Falstaff' ı 80 yaşında bitirdi... Sofokles 'in 'Kral Oedipus 'u 80 yaşın eseridir. Mikelanj , 80'li yaşlarında hâlâ yaratıyordu... İngiliz düşünürü Thomas Hobbes , 90'ını geçtikten sonra bile yazdı...''
Elbet hepimiz bu isimler gibi olamayız... ama ABD'li ünlü komedyen George Carlin'in tavsiyelerinden yararlanabiliriz:
1. 'Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.
2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.
3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa. Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır. İblisin adı da, alzheimer'dır.
4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.
7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa. Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.
8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.
9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın, ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.
10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.
Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür...
İşte budur ...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 24-Aralık-2009 Saat 14:20 |
|
|
|
Konu: BOş veR bE yaşI Başı..,
BOş veR bE yaşI Başı.., gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?.. şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver? koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna. Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında, bırak aksın yollarına. yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın. sen inan yüreğine, hem ona geçmezse kime geçer sözün?.. büyü büyü... bak ellerin ayakların kocaman. aklın da maaşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye. akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı, aşk var mı aşk, sen ondan haber ver? takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere. o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü, öl gitsin... parayı pulu savurup, bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin, savrul gitsin... Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim, kendi yüreğinden başka kim?. Aklını al da öyle git, ister bir duvara, ister bir od aya, ister kıra bayıra vur da git. Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine. O biri de gelir gerçekten istediğin oysa, seveceksen ve öleceksen uğruna... yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa... yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş. sen mi biteceksin? çekeceksen bile bayrağı, yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin? CAN YÜCEL"
Ayy!! Ben bu şiirini unutmuştum Can Yücel'in . Bir dost mailleyince hatırladım , ekledim Eveett boş vermeli yaşı başıı
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 28-Ocak-2010 Saat 11:54 |
|
|
|
Önemli olan güzel yaşlanmak!....
Konu: Önemli olan güzel yaşlanmak!........
..........Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar
sesli slaytı
Yavaş yavaş yaşlanıyoruz ama… Önemli olan güzel yaşlanmak!
Bundan 50 yıl önce 40 yaşındaki bir kadının hayatının bittiği düşünülürdü. Oysa bu düşünce şekli zamanla değişti ve artık 40’lı yaşlar belki de bir kadının en güzel dönemi haline geldi. Gözle görülen yaşlanma kişiden kişiye değişir. Yaşlanmamızda genetik faktörler, alışkanlıklar, beslenme şeklimiz ve çevre de rol oynar. Günümüzde, genç görünmeye verilen önemden dolayı, yaşlanma bunalımına maalesef çok erken yakalanıyoruz. Bu yüzden, hepimiz çeşitli yöntemlerle yaşlanma sürecini yavaşlatmaya, ya da güzel yaşlanmaya çalışıyoruz.

Asıl önemli olan biyolojik yaşımızdır. Buna biz karar verir ve bu konuda da gerekeni yaparız. Gizli bir gençlik iksiri yoktur ama hangi yaşta olursanız olun, sizi daha genç gösterecek, kendinizi genç hissettirecek şeyler yapabilirsiniz. Mesela yaşımız ilerledikçe kilomuza daha çok dikkat etmemiz gerekir. Beslenme şeklimizi mutlaka gözden geçirmeliyiz, zira şişmanlık insanı olduğundan daha yaşlı gösterir. Dengeli beslenme genel sağlımız içinde büyük önem taşır. Yeterli miktarda vitamin, maden almaya da dikkat etmeliyiz. Kuru kayısı, taze kayısı özellikle yememiz gereken meyveler listesinde olmalıdır. E vitamini bildiğiniz gibi iyi bir gençleştirici sayılmaktadır. Vitaminler içinde; Demir pürüzsüz bir cilt için, Kalsiyum güçlü saç, tırnak ve cilt için, Vitamin A sağlıklı cilt ve göz için, Vitamin B hücrelerin çoğalması ve Vitamin C cildimizdeki kolajen oluşumu için tavsiye edilir. Muz, üzüm, portakal, çilek, kiraz, kivi, armut, böğürtlen gibi meyvelerden bu vitaminleri doğal olarak da alabiliriz.

Yaz mevsiminde sizi güneş konusunda bende uyarmak isterim. Biliyorum, güneşlenince cildinize renk geliyor, pırıl pırıl parlıyor, canlanıyor. Fakat fazla güneş unutmayın ki cildinize büyük hasar verir. Güneş banyolarına devam etmek, uzun süre güneşte kalmak hem cildin vakitsiz yaşlanmasına, hem de cilt rahatsızlıklarına sebep olur. Cildiniz ne kadar açık renkse o kadar dikkatli olmalısınız. Hassas ciltlerin mutlaka güneş koruyucu sürmesi gerekir.

Ben, şahsen üç senedir güneşlenmiyorum ve faydasını şimdiden görmeye başladım. Sanırım, cildim için aldığım iltifatlar bu yüzden olsa gerek. Güneşe çıkmam gerekiyorsa, mutlaka yüksek derecede bir koruyucu sürerim. Herkes gibi bende güzel yaşlanmak istiyorum.
Son zamanlarda, kozmetik dünyasında dikkatimi çeken denediğim bir ürünü size tanıtmak istiyorum. Hyaluronic Acid serum; Yaşlanma etkilerinin azaltılmasına yardımcı, bağ dokusunu güçlendirerek cilt sarkmasına engel olduğu söyleniyor. Yüksek konsantrasyonda “hyaluronic acid”serumu cildin kendi nem dengesini düzenlemesine yardımcı olurken, düzenli kullanımda cildin dolgulaşmasına, ince kırışıklıklarınızın görünmez olmasına destek verebilir deniliyor. Sizde bir cilt uzmanına danışarak bu ürünü deneyebilirsiniz. Güzel güzel yaşlanacağınız daha nice yıllar dileğiyle…
Unutmayın!
Güzellik başkalarına benzemeyip özel olabilmektir.
SEVGİYLE KALIN
-RÜYA-
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 14-Nisan-2010 Saat 10:37 |
|
|
|
''HER İNSAN ÖLECEK YAŞTADIR'' ÖYLEYSE…
Güzel bir şey yap kardeşim. Dünyaya kırk kerre gelinmez. Madem yaşıyorsun, sıhhatli nefesler alıyorsun... Bir şey yap.
Bir şey yap... Güzel olsun.
Çok mu zor?
O vakit güzel bir şey söyle.
Dilin mi dönmüyor?
Güzel bir şey gör.
Veya:
Güzel bir şey yaz.
Beceremez misin? Öyleyse,
Güzel bir şeye başla.
•••
Herkesin üstesinden geleceği bir şey mutlaka olmalı. O gayretten uzak duramayız. Vakit geçiyor. Vaktin geçişi ömrün beşinci vitese takılı olduğunu gösterir, unutma.
"HER İNSAN ÖLECEK YAŞTADIR"
Buyurun, biraz da sizler sarsılın.
Döküldüm.
Demek öyle ha?
Her insan ölecek yaşta...
Bir de kalkar savaşırız. Kavgalaşır, kuyular kazarız.
Az sonra ölecek olan bizler... Ne kadar da cahiliz.
•••
Bu cümleyi gördükten sonra içimde "Büyük Patlama"yı duydum. Edecek iki çift sözüm olmalıydı.
İnsanlara, insanlığa bir şeyler demeliydim. Sonunda ard arda ve şimşek hızıyla bağırdım. Beynimden yüreğime doğru bir haykırıştı bu. Yüreğimden dalga dalga cevaplar yetişti:
Bir şey yap.
Zor ise:
Bir şey söyle.
Beceremiyorsan:
Bir şeyler gör.
Bir şeyler yaz.
O da mı güç?
Bir şeylere başla.
Ama hep güzel şeyler olsun.
•••
Çünkü:
"HER İNSAN ÖLECEK YAŞTA"
Geç kalmayasın!
•••
Koca Mimar Sinan... yapmış da gitmiş.
Yunus Emrem... söylemiş de gitmiş.
Şeyh Edebalı... görmüş de gitmiş.
Fuzulî, Nedim, yazmış da gitmiş.
•••
Kimse kimseden eksikli değil.
Büyük değil, küçük değil, farklı hiç değil. Düşünebilen kişinin, üstesinden geleceği görevler mutlaka vardır.
Tekrarlıyorum:
Güzel bir şey yap,
Güzel bir şey söyle,
Güzel bir şey gör,
Güzel bir şey yaz veya
Güzel bir şeye başla.
HADİ DAHA NE DURUYORSUN………..
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 29-Nisan-2010 Saat 12:33 |
|
|
|
F" VİTAMİNİNİZ YOKMU.?
Hiçbir şey F vitamini kadar faydalı olmaz!
Bu başlığı okuyunca, "Bugüne kadar F vitamini diye bir şey hiç duymadım" demeyin! Hepinizin en azından bir tane dostu vardır ve F vitamini dediğimiz sağlık iksirinin kaynağı da dostlardır...
Bazen sizde stres yaratan işlerin bir listesini yapıp, onlardan kurtulmanız gerekebilir. Bazen evdeki işlerinizi bir kenara bırakıp, en yakin arkadaşınızla dışarı çıkıp eğlenmeye ihtiyaç duyabilirsiniz.
Peki, neden size böyle bir şey hatırlatma gereği duyuyoruz? Çünkü 'Vitamin F'nin (Friendship -Türkçesi arkadaşlık kelimesinin baş harfi olduğu için 'F') sağlığınıza faydaları saymakla bitmez.
SİZİ 30 YIL GENÇLEŞTİRİYOR
Yapılan son iki araştırmaya göre; güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyorr. Düzenli F vitamini kullanmak, sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hale getirebilir. Çünkü bu sayede stresten uzak bir yaşamınız olur. Dostluğun sıcaklığıyla, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalır.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 21-Haziran-2010 Saat 16:52 |
|
|
|
Pakize Suda'dan yaşlanmakla ilgili güzel bir yazı
Ölene kadar genç kalmak elinizde."
Uzmanlar böyle diyorlar.
Yolunu da gösteriyorlar.
"Beslenmene dikkat et, spor yap, stresten uzak dur, sağlık kontrollerini ihmal etme."
İyi, güzel, alá...
Fakat uzmanların hiç değinmedikleri bir husus var. Zaman içerisinde, yaşın ilerlemesiyle birlikte birtakım yeni huylar çıkıyor ortaya, yeni yeni davranışlar, alışkanlıklar; bir sürü şeyden vazgeçmeler gelip yapışıyor adamın yakasına.
İstediğiniz kadar sağlıklı olun, genç görünün, sizi bunlar "yaşlı" yapıyor.
Nedir mesela...
Her türlü yeniliğe kapamak kendini...
Yeni tatlara, yeni yerlere, yeni insanlara...
Renkten kaçmak sonra...
Beyazdan bile hatta.
Siyah, gri, bejden ibaret bir dünya.
Merakı kaybetmek...
Her türlüsünü. Dünyada olup bitenden komşuda olup bitene kadar.
Hastalanma korkusu...
Özellikle üşütmekten korkmak.
Sürekli cereyan takibi, ter kontrolü...
Teknolojiyle ilişkiyi televizyonu açıp kapamakla sınırlı tutmak...
Cesaretin yok olması...
Risk alamamak...
Garantici olmak...
Gülme yetisinin kaybolması...
Sahi ağız dolusu gülen, kahkaha atan kaç yaşlı görüyorsunuz?
Mizahtan uzaklaşmak...
Dergi, gösteri, film, hatta eş-dost arasında anlatılan fıkralardan bile eskisi kadar zevk almamak...
UYARI LEVHASI
Hiçbiri birdenbire olmuyor bunların.
Yüzdeki çizgilerin nasıl günü saati belli değilse...
Ve nasıl kendini aynada her gün göre göre nereden nereye geldiğini fark edemiyorsa insan...
Bu da aynı.
Sizi her gün gören yakınlarınız da fark edemiyorlar, geri dönülmez noktaya doğru gittiğinizi.
Bizim annemi fark edemediğimiz gibi.
Kemik yoğunluğu ölçülüyor... Kolesterol, şeker...
Ama "ruh erimesi"ni ölçen alet yok. Hani ara ara gidip baktırsa insan...
En iyisi yakın çevrenizden birini gözünüze kestireceksiniz.
"Yaşlanmış" birini.
Bir nevi "tersine rol modeli" olacak sizin için o.
"Uyarı levhası" da diyebiliriz.
Yapacağınız şey çok basit (mi acaba?), ona benzememeye çalışacaksınız.
40’LIK NİNE
İnsanların "yaşlanmasında" çevrenin, hatta basının da büyük payı var.
50’sini, hatta 40’ını geçmiş kişilere karşı adeta bir "uygun bulmama harekátı" başlatılıyor.
50’sini geçen, yeni bir işe girişemez, yeni bir hayata başlayamaz, çocuk sahibi olamaz, yeniden evlenemez, áşık olamaz, hatta pembe giyemez!
Bunları yapar yapmasına da ünlüyse basın, ünsüzse konu komşu tarafından ayıplanır.
"65’lik nine evlendi" diye haberler görüyoruz.
Kalkışan gazetelere çıkıyor. Dünyanın en tuhaf işini gerçekleştirmiş olarak.
Yakından "40’lık nine" de derler.
E, kürtaj yaşı 13’e inince haliyle 40’ında nine olunur!
Geçenlerde yaşı taş çatlasın 36-37 olan eski bir manken için "İlerleyen yaşına rağmen düzgün fiziğiyle dikkat çekti" gibi bir şeyler okudum. Yani aslında uygun olan yağ tulumu haline gelmiş olması!
Beklenen bu.
Hayret etmişler de hayretlerini okura da iletiyorlar.
Hepimiz yapıyoruz.
"Falanca 70’i geçti yazı yazmasın", "Filanca artık siyaset yapmasın..."
Yani en çok toplum itiyor insanı o dar çerçevenin içine. Utanır oluyorsunuz genç kalmaktan, genç yaşamaktan, genç davranmaktan. Bu durumda "ölene kadar genç kalmak" bir yana "erken yaşlanmak" daha mümkün gibi görünüyor.
Uzmanlar ha bire "et yeme, ot ye" derken (ki artık bunu anlamayan kalmadı, yeter!) biraz da bu hususlarda ne yapılabileceğine dair akıl verseler...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
Silinmiş Üye Anonim/ Misafir

Silinmiş Üye
Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003 Gönderilenler: -3
|
| Gönderen: 01-Temmuz-2010 Saat 10:56 |
|
|
|
Can dost ar-de 'den .Bu sabahımın da neşeli geçmesine sebep olan güzel maili için teşekkürlerimle...
Arsız kadının tekiyim...
|
Makyajımı yapmadan sokağa çıkmamak, Saçlarımı her zaman bakımlı tutmak,
Ahım gitmiş vahım kalmışken bile kendimi kadın gibi hissetmek istiyorum.
![]() Tırnaklarım her zaman kırmızı ojeli, dudaklarımda nar kırmızısı rujum, En şişko halimde bile kot giymek istiyorum. Arkadaşlarımla komşuculuk oynamak istiyorum. Kahkaham yeri göğü inleten, ağzımın kenarındaki çizgiler artık gülmekten ve konuşmaktan iyice belirginleşmişken bile mimikleri abartılı, eli kolu hiç durmayan bir kadın olmak istiyorum. Mitinglere elimde bastonum, kolumda torunum katılmak,Eşin dostun yardımıyla pankart açmak,
Yağmur altında bacak ağrıları içinde kıvranarak konser izlemek istiyorum. Kar yağınca torunlarımı çağırıp düşüp kalçamı kırmadan karla oynaşabilmek için, "Koşun kar getirin, kartopu atalım evi batıralım, sonra temizlersiniz!" demek istiyorum. En yakın arkadaşımın aldığı güzelim dut ağacımın altında, dizlerimizde kareli battaniyelerimiz, Fonda U2,Elimizde en sevdiğimiz ve bir türlü vakit bulup okuyamadığımız kitaplar, Sehpamızda rakı, meze ve balıklar, Gözlerimizde burnumuzun ucuna düşmü ş kırmızı kemik gözlüklerimizle, İki sayfa okuyup kıkırdayarak dedikodu yapmak,
Hayatı kutlamak, Erkekleri çekiştirmek, Yakalanınca da kızaran yanaklarımızdan makas alınmasını istiyorum.
![]() Camları kalınlaşmış gözlüklerimle, hala kendi arabamı kullanmak, hatalı sollama yapan yaramazlara camı açıp el kol hareketleriyle kızmak istiyorum. Torunlarımın aşk hikayelerini dinlerken, onlara acayip fikirler vermek istiyorum. Onların en afacan sırdaşı ben olayım istiyorum. Kendi yaramazlıklarımı anlatıp anlatıp "Siz de yapın çok eğlenceli, anne babanız kızarsa bana yollayın!" diyerek onları şımartmak istiyorum. O yaşımda erik ağacının tepesine çıkıp erik toplamak istiyorum! Çağlayı tuza banıp yemekten dilim her bahar yara olsun istiyorum! Arkadaşlarıma en olmadık şakaları yapıp, çocuklarımı utandırmak istiyorum. Ellerim titrediğinde klavyede rahatça yazabilmek için, Apple' a mektup yazıp her bir klavye tuşunu kafam kadar yapmalarını talep eden, ilk Türk kadını olmak istiyorum. Gece vakti dalgalı denize girip boğulacak olduğum için zar zor kurtarılıp kocamdan azar işitmek, Gecenin köründe uyanıp "Uykum kaçtı, midemde gaz var kalk yürüyüşe gidelim!" deyip uykusunu böldüğüm için, şap şup öpülmek istiyorum.
En pörsük halimde bile bana baktığında hayat arkadaşımın, kendimi her halimde güzel hissettiren o afacan aşık gülüşünü görmek, Anında yaramazca gözlerim dolu bir cevap vermek istiyorum. En geç yaşımda, bugünkü kadar aşık olmaya devam etmek istiyorum. Büyüyünce ben, Hala küçücük bir çocuk gibi, İçimden geldiği gibi yaşamak istiyorum.
Bir kadın
| |
Hmm,her yaşta böyle heyecanlı ve canlı kalabilmek dileğiyle...Sevgiyle...
|
| Yukarı Dön |
|
| |
ar_de_ dünya


Kayıt Tarihi: 01-Haziran-2007 Gönderilenler: 42
|
| Gönderen: 02-Temmuz-2010 Saat 10:32 |
|
|
|
canım Üftadecim :)
senin neşelenmen benim de neşemdir .
mizahı bilmeyen bilge olamazmış...
evren neşeyle deviniyormuş...
farkedip keyfini çıkarmak gerek.
sevgiyle :)
|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 05-Temmuz-2010 Saat 13:16 |
|
|
|
İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını... Sevgisizliğin insanın canını acıttığını... Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor. Her şey ona çok büyük görünüyor: Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor. Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor. Her şey ona küçük görünüyor: Ev, masa, anne, baba... "Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor. Lakin dünya bunu bilmiyor. O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor. 25'inde ayaklar biraz yere değiyor. Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor. Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor. Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor. "Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor. "Dünya zor"laşıyor
35, yolun yarısı... Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları... Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları..
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan... Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine... Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan... Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor. Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor. Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de,
öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra..

|
| Yukarı Dön |
|
| |
adilenur Yönetici

Editör
Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008 Gönderilenler: 1158
|
| Gönderen: 30-Temmuz-2010 Saat 17:51 |
|
|
|
Sadece yaş alıp, yaşlanmamak için bakın nasıl beslenmemiz gerkiyormuş..
20 yaş geriden gelmek için denemeye değer , ne dersiniz ?
Nasıl Bir Beslenme Düzeni Olmalıdır?
Sağlıklı beslenerek yıllara fark atabilir ve olduğunuzdan çok daha genç gösterebilirsiniz.
Yaşınız 60'ına geldiğinde her şey için çok geç olmuş olabilir. Oysa sağlıklı beslenerek olduğunuzdan 20 yaş daha genç gösterebilirsiniz.
Yaşlılık ile beslenme arasında gerçekten bir bağlantı vardır. Uygun ve yeterli bir beslenme tarzı ile yaşlanmanın etkileri engellenebilir, yavaşlatılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Beslenme sadece kaliteli yaşlanma değil, kronik hastalıkların da nedeni ya da tedavisi olabilir. Örneğin yapılan son araştırmalar gösteriyor ki kanserlerin oluşmasında yanlış beslenmenin etkisi yüzde 30 gibi çok yüksek oranda. Bugün artık biliyoruz ki doğru ve bilinçli beslenme, hareketli yaşam ile birleştiğinde kilo kontrolü için en doğru yol.
Akdeniz tarzı beslenme zamana meydan okuyor
Gün içerisinde ortalama 25-30 gram posa alınmalı. Bunun için de günlük 5-9 porsiyon şeklinde sebze ve meyve tüketilmeli. Ekmek, makarna, pirinç gibi tahılların esmer olanları tercih edilmeli. Her gün 1 avuç kadar kavrulmamış fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişlerden yenilmeli. Haftada en az 2 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi bakliyat çeşitleri yenilmeli. Protein kaynağı olarak kırmızı et yerine balık tercih edilmeli. Balık çeşitlerinden omega-3 miktarı daha yüksek olan somon, uskumru, ton, sardalya gibi yağlı balıkların tüketimine dikkat edilmeli. Bunlara ek olarak günlük ihtiyacı olan sıvı tüketimi ihmal edilmemeli. Yemeklerin hazırlanmasında zeytinyağı, fındık yağı gibi bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Bunların da miktarlarında aşırıya kaçılmamalı.
Antiaging diyetin genel rehberi kalori kısıtlaması yapmak ve doymuş yağ alımını azaltmak, tuz ve şeker alımını kısıtlamakla birlikte rafine edilmemiş tahılların, yağlı balıkların ve taze sebze ve meyvelerin tüketimini arttırmaktır.
AVOKADO Genellikle bir sebze gibi tüketilen bu meyve vücutta kötü kolesterol seviyelerinin azaltılmasına yardımcı olabilen faydalı tekli doymamış yağ asitlerinin iyi kaynağıdır. E vitamini deposu olarak avokado, cildin yaşlanmasını önler ve sağlıklı bir cilt yapısının oluşturulmasını sağlar. E vitamini aynı zamanda menapozal sıcak basmalarının da azaltılmasına yardımcı olur. İçeriğindeki potasyum ile ödem ve yüksek kan basıncını önler.
ORMAN MEYVELERİ
Böğürtlen, ahududu, siyah üzüm, yaban mersini gibi koyu renkli meyveler serbest radikaller ve yaşlanma ile oluşan hasarlara karşı vücudun korunmasına yardımcı olan güçlü antioksidanlardan flavonoidler olarak bilinen fitokimyasalları içerir.
LAHANAGİLLER Lahanagiller ailesi lahana, Brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, karalahana, Brüksel lahanası, turp dan oluşmaktadır. Bu sebzeler toksin ve kansere karşı vücudun savaşmasını karşı koymasını destekler. Bu sebzelerden günde en azından 100 gram kadar tüketilmelidir. Mümkünse çiğ veya az pişirilmiş olarak yenilmeli böylece önemli enzimleri bozulmadan kalır.
SARIMSAK Günde 1 diş çiğ sarımsak yemek, vücudu kanser ve kalp hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olabilir. Sarımsağın kardiyo koruyucu etkisi tescillenmiş olmakla birlikte yapılan bazı çalışmalarda kolesterol seviyelerini azalttığı ve aspirinden daha etkili bir şekilde kanı sulandırdığı saptanmış. Farklı çalışmalarda da her gün düzenli sarımsak yiyen kişilerin kansere yakalanma riski yemeyenlere göre yüzde 50 daha az bulunmuş.
ZERDEÇAL
Zerdeçalın son zamanlarda yapılan çalışmalarda anti-inflamatuar ve antioksidan etkisi ile vücudun toksinlerle ve serbest radikallerle savaşmada önemli rolü olduğuna dair kanıtlanmış. Zerdeçalın karabiber ve zeytinyağı ile birlikte kullanılması emilimini arttırır. Salatalara 1 tatlı kaşığı kadar böyle bir karışım ile zenginleştirilebilir.
KURUYEMİŞLER Özellikle ceviz başta olmak üzere fındık, badem, yer fıstığı, Şam fıstığı gibi birçok kuruyemiş çeşidi minerallerin iyi kaynağını oluşturmaktadır. Yüksek kalorisine rağmen bunlar potasyum, magnezyum, demir, çinko, bakır ve selenyumdan zengindir. Aynı zamanda kuruyemişlerin beslenmede yer alması sindirim ve immün sistemin fonksiyonlarını arttırabilir. Bunun yanı sıra kolesterol seviyelerinin de kontrol edilmesine yardımcı olur. Küflenmiş yağlı tohumlardan sakınılmalıdır.
TAHILLI GIDALAR
Tahıllar yani kompleks karbonhidratlar beslenmenin önemli bir kısmını oluşturmalıdırlar. Kepekli makarna, kepekli pirinç ve bulgur iyi bir kompleks karbonhidrattır. Posa içeriği yüksektir. Normal makarna ve pirince göre iki kat daha fazla B vitaminlerini içerirler. Bulgurun aynı zamanda protein içeriği zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdalar gibi basit karbonhidratlar ne kadar zararlıysa, tahıllar gibi komleks karbonhidratlar o derece yararlıdır.
Hangi besinlerden uzak durmalı? - Yağda kızartılmış ve kavrulmuş yiyecekler fazla kalorilidir.
- Rafine edilmiş besinler (beyaz ekmek, beyaz un, beyaz pirinç gibi) glisemik indeksi yüksek olduğundan insülin direnci oluşturabilir, kilo alınmasına neden olabilir.
- Poğaça, börek, kek, kurabiye gibi fırıncılık ürünleri çokluk beyaz un, şeker ve yağ karışımları nedeniyle özellikle yaş ilerledikçe tolere edilmesi zorlaşır.
- Şekerli içecekler içeriğindeki fazla miktarda şekerden dolayı genel sağlığa negatif etkide bulunur.
Katkı maddesi içerikli, işlenmiş yiyecekler (sosis, salam, sucuk, tütsülenmiş besinler) vücuttaki antioksidan kapasitesini azaltır.
Yaşlanmayı geciktirmek için başka neler yapılmalı? Yaşlanmayı geciktirmek için yapılması gereken en önemli maddeler şunlardır: 1) Yıllık sağlık kontrolleri yani check-up yapılması. 2) Dengeli, bilinçli ve sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü. 3) Hareketli yaşam ve düzenli egzersiz yapılması. 4) Pozitif yaşam ve stres yönetimi.
Bunların hepsi sağlığımıza eşit değerde katkı yapmaktadır. Bir tanesinin eksikliği diğerlerinin yararını çok azaltmaktadır. Bu nedenle hepsinin birlikte uygulanması bize sağlıklı ve uzun yılların kapısını açmaktadır.
|
| Yukarı Dön |
|
| |
|
|