| Gönderen: 10-Mart-2010 Saat 18:46 |
|
|
|
Kolay mı ? Zor mu?
Sevgili Kumtaneleri
Kolay mesajınız için
teşekkür ederim.
Mesajınızda
“Sevgili
Gönül Dostlarımız,
Cehenneme girmek kolaydır, Cennet'e girmek zordur
Kötü olmak kolaydır, iyi olmak zordur
Zihinde olmak kolaydır, Gönül'e varmak zordur
Ağacı kesmek kolaydır (motorlu testere ile 2 dakika),
Ağacı yetiştirmek zordur (50 sene)
Başkasının parasını çalıp zengin olmak kolaydır,
Bütün gün alın teri döküp çalışmak zordur
Yalan söyleyip meşhur olmak kolaydır,
Doğru söyleyip sevilmek zordur
Az parayı kendine harcamak kolaydır,
Az parayı herkesle paylaşmak zordur
Yağcılık ile yükselmek kolaydır,
Çalışarak yükselmek zordur”
Diyorsunuz.
Yargılarımız. işimize
geldiği gibi yorumlarımız, inançlarımız, işimize geldiği gibi yorumlarımız,
inançsızlıklarımız işimize geldiği gibi yorumlarımız… hayatımızı nasılda
içinden çıkılmaz bir duruma soruyor değil mi?
Mesajınızda da dediğiniz
gibi zor yada kolay bir şey olduğunu sanmıyorum.
“Evren'de
kolay hiçbir şey yoktur. Aslında zor olan bir şey de yoktur, sadece olması
gereken şeyler vardır. Dünya kendi etrafında kolay mı dönüyor zor mu ? Ne
kolay, ne de zor, ama var gücüyle dönüyor. Dünya güneşin etrafında kolay mı
dönüyor zor mu ? Ne kolay, ne de zor, ama var gücüyle dönüyor. Güneş sistemi
galaksinin merkezi güneşi etrafında kolay mı dönüyor zor mu ? Ne kolay, ne de
zor, ama var gücüyle dönüyor.”
Çünkü bu harika varlıkların
bilinci yok, yargıları yok sadece olması gerekeni yapıyorlar. Sadece doğalarına
göre davranıyorlar. Bizler Sevgiliden ve doğamızdan (bu iki anlamda) ayrıldıkça
zor ve kolay ayrımı da başlıyor.
Sonsuzluğu sınırlarımızla
yorumluyoruz, bize söylenenlerle algılıyoruz daha ötesi korkutucu yada zor
geliyor.
Alışkanlıklarımız,
çıkarlarımız, kavramlarımız, inançlarımız, inançsızlıklarımız, mazeretlerimiz,
birikimlerimiz, okuduklarımız, duyduklarımız, deneyimlerimiz, içerden dışarıdan
gelen binlerce sinyal. Hangisi biziz. Hiç biri. Hepsini başkalarından emanet
aldık. Asıl emanetin Yaradandan geldiğini ona güvenmenin yeteceğini unuttuk,
unutturulduk.
Kendini insan yine kendi
içinde bulur. Yaratıcısını da. Ama aklanmadan paklanmadan, temizlenmeden,
yüreğine, Evrene, Yaradana güvenmeden, hakkı bilmeden, yalandan riyadan
uzaklaşmadan, çalışmadan nasıl olur?
Yaratıcı
hiçbir şeyini hiçbir varlıktan esirgemez, olabilecek en fazla ne varsa onu
verir. Yaratıcı'nın cimrilik huyu yoktur. Cimrilik (veya kolaycılık) zihine aittir.
"Ona az vereyim, bana çok kalsın", "ben az çalışayım, başkası
çok çalışsın", "ben canımı üzmeyeyim, başkası üzsün", "ben
hata yapayım, bedelini başkası ödesin", "ben uyanık olayım, başkası
uyusun".
Sevgili
Gönül Dostlarımız, Anadolu sözde uyanık bir çok kardeşimiz ile dolu. Kolaycı,
yalancı, tembel ve uyuyan... Her "uyanıklık" cehennem yolunu
kolaylaştırır. Her uykudan uyanan ise Gönül yoluna yaklaşır. Burada
"uyanık" kelimesi iki anlamda kullanılmaktadır. Dilinizdeki bu kavram,
zihinlerdeki sapkınlığı gösteriyor. Normalde uyanık olmak, gündüz vakti oluşu,
ışığın altında gerçeği görmek, rüyada olmamak anlamını taşımaktadır. Uyanık
olmak Gönül'de olmak, Evren'i görebilmek, Yaratıcı'yı görebilmek, ş'den uzak
durmak anlamını taşır. Ama kardeşlerimiz son zamanlarda zihin virüsü nedeniyle
uyanık olmanın anlamını değiştirip uyumak kavramı yerine de kullanmaktadırlar.
Kolaycılığa kaçıyor,
tembellik ediyor, hırsızlık ediyor, yalan söylüyor, yalakalık yapıyor buna uyum
içinde yaşamak, iyi yaşamak, konfor sahibi olmak, durumu kurtarmak, kötülüğe
engel olmak, ekmek parası diyor kendimizi kandırıyoruz. İzin verdiğimiz her
şeyin bize, topluma misliyle geri döndüğünü fark edemiyoruz. Tüm bunların
ruhumuza işlendiğini görmek istemiyoruz. Sözlerimizin değil özümüzün esas
olduğunu kavrayamıyoruz. Kimi kandırmaya çalışıyoruz. Sadece becerebildiğimiz
kadarıyla kendimizi. O kadar. Ne Yaratıcı kanar, ne evrensel kurallar şaşar.
Bir cehennemde yaşıyor
ve cenneti diliyoruz hala kendimiz için. ikiyüzlülükle, riyakarca…çünkü kolay
olduğunu düşünüyoruz çünkü alışkanlıklardan edinilen tüm o konfordan,
sığınaklardan çıkmak çırılçıplak kalmak zor. Gözlerini kapatıp kabuğuna
çekilmek kolay. Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu
kabul etmek zor.
Zor ve kolay. Neye önem
verdiğimize göre değişiyor sadece. Yaradana inanıyorum demek kolay her an her
dakika bütün uzuvlarınla ibadet etmek, olan olmayan her şeyi bağrına basıp
şükretmek zor, yanlışa izin vermek sorumluluktan muaf olduğunu düşünmek kolay,
her şeyin bir bütün olduğunu görüp, hak için savaşmak zor. Her şeyi işine
geldiği gibi yorumlamak, kolay bilgi ile zihinleri şişirmek kolay, bir harfini
bile hayatına aksettirmek zor. Şiirlerle güzel sözlerle mest olmak kolay bir
kara sineğin vızıltısına hayran olmak zor. Yaradanın en büyük hediyesi ruhuna,
kalbine inanmak kulak vermek içini dinlemek, güvenmek zor, başka her şeyi
dinlemek inanmak kolay. Hani bildik bir hikaye vardır.
“Nasreddin Hoca, köy meydanındaki koca
çınar ağacının üzerine çıkmış, elindeki balta ile bindiği dalı kesmeye
başlamış.
Görenler
:
-“Aman Hocam,
bindiğin dalı kesiyorsun, düşe-ceksin!” diye bağırmağa başlamışlar.
Hoca kesmeye
devam ederek seslenmiş:
-“Bu dalı
kesenin yere düşeceğini hepiniz akıl ettiniz de , ben size yıllardır ahiretin
dalı olan dünyanızı keserseniz cehenneme düşersiniz diyorum, neden hâlâ akıl
edemiyorsunuz!!!...”
Yaşamın ne kadar zor ne
kadar berbat olduğundan bahsediyoruz da bunun sebeplerini araştırmayı bir türlü
düşünemiyoruz. Biliyoruz ki deştikçe yalanlarımız ortaya çıkacak deştikçe
eskileri söküp atmak gerekecek, deştikçe her şey değişecek, deştikçe kendimizle
yüzyüze geleceğiz, deştikçe çalışmak gerekecek. Deştikçe Gönül açığa çıkacak.
Cehennemden başka bir şeyi
bilmeyenler ise cenneti de ancak cehennem odunları inşa etmeye çalışır.
Uyananlardan olmak
dileğiyle.
Sevgiyle kalın
Kumtanelerinizden
http://kumtanesi.org/kolay.htm
|