Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
NLP ve Kişisel Gelişim
 RUHSAL ÖĞRETiLER FORUMU : NLP ve Kişisel Gelişim
Konu Konu: İÇE DÖNÜK KONUŞMA Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
mumışıgı
mars
mars
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Mart-2008
Gönderilenler: 23
Gönderen: 01-Nisan-2008 Saat 11:38 | Alıntı mumışıgı

İNSAN_MÜKEMMELİYE ZATEN BU SÜRETTE YARATILMIŞTIR.DÜNYA OKULDUR.OZAMAN SORUCAZ BENİM NEFSİM NERELERDE BEN NERELERDEYİM

__________________
herşey ışıkla başlar
Yukarı Dön Göster mumışıgı's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: mumışıgı
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 02-Nisan-2008 Saat 16:03 | Alıntı KaRDeLeN



unutmayın ,yeni içe dönük konuşmanız ,gideceginiz yeni yeri ,rotanızı ,irtifanızı ve hızınızı belirler .
Bu yüzden belirli ,açık ve çok dikkatli olun .Belirsiz yönler ,çözüm çözüm imaları ve beklentileri sizi gideceginiz yere götürmez. içe dönük konuşmada kesin ve ne istedinizi belirterek konuşun .şünkü alışkanlıklarınızı degiştiriyorsunuz bir nevi yeni kotlar veriyorsunuz beyine .aynı bilgi sayar poramı gibi eski pogramı sevgiyle yoluyoruz ve yeni yi yüklüyoruz .ben eski benide seviyordum ama bu gelecekteki benide seviyorum diyip .kendi kendimize emir veriyoruz .

Yapmaya ihtiyaç duydugum herşeyi, yapmaya ihtiyac duyduğum zaman yaparım.

asla münakaşa etmem veya duygularımın bana zarar vermesine izin vermem.

iyi bir hafızam var .Benim için önemli olan her ismi ve herşeyi kolaylıkla ve otomatik olarak hatırlarım.

İyi bir dinleyiciyim--söylenen her şey işitirim -DİKKATLİYİM ilgiliyim ve çevremde olup bitten her şeyin farkındayım.
Görüşlerimi ifade etme cesaretim var.

Kendim için , söyledigim ve yaptıgım her şey için sorumluluk alırım.

hedefler beliler ve onları izlerim .

Hedefler belirler ve onları izlerim .

Gözlemimi yapar ,uygun eylemde bulunur ve hedeflerime ulaşırım.

Aileme ve sevdiklerime zaman ayırırım .

Onların yaşamını kendiminkiyle ,kendi yaşamımı onlarınkiyle paylaşmaktan hoşlanırım.

Hiç olmadıgım kadar enerjiye dayanıklıga sahibim.

Hayatı seviyorum ve burada olduguma menunum.

Bana zarar veren veya denetliyen hiç bir alışkanlıgım yok

kendimi ve yaptıklarımı her şeyi konturol ederim.

Daima kendim ve gelecegim için en iyi olanı yaparım .

Kendim için belirlediğim her hedefe ulaşa bilirim .

Zihnimde o anda, hedefime ulaşmış olan ben,in bir

net bir resmini görürüm.Onu yaratır, sık sık görür ve başarırım.

Düzenli olarak egzersiz yaparım.Kendimi zinde ve saglıklı tutarım.

Yaşam boyu enerji ve canlılığın zevkine varıyorum.

Tüm duyularım açık ve hasas.

Görüşüm koku alma duyum,işitme .tad ve hata dokunmam duyum bile

öncekilerden daha hassas.

Kendimi gevşetmek.iyi hissetmek, derin ve dolu dolu nefes almak için

izin veriyorum ve her zaman .her durumda sağlıklı birisi olmaktan zevk alıyorum.

İnsanlar benim yanımda olmaktan hoşlanır.Kendime güvenim ve kendime sayğım var.

Kendimi seviyorum ve bu belli oluyor .

Her şeyden önce böyle dogmuşumve benim için böyle yapmak

dogal birşey yaşamayı seviyorum


Asla kazandıgımdan çok harcamam.


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 02-Nisan-2008 Saat 16:34 | Alıntı KaRDeLeN

Ben teşekkür ederim, okumak için zamanınızı ayırdığınız ve bu güzel paylaşımlarda bulundunuz için
Gelişim için önce insanın kendisini tanıması gerekir ki, gelişebilsin için sanırım bende kendimi tanımaya calışıyorum.Kendime çok sordum bu soruları:).

Ben neyim ,kimin , ne istiyorum,neden burdayım,amacım nedir, insanlar yada düzen için anlamım nedir.bu dünyaya boşa gelmedim bir amaçım olmalıçok sordum bu soruları kendime .banez konuşmalardada söylerdim boş boşa gelmedik biz buraya bir amaçım olmalı birilerine yardımım dokunmalı derdim bunu gibi sorularım çoktu belki belki bu sorular farkındalımı artırdı belkide şimdi sormuyorum ama sorularım :)degişti daha yaşadıgım olaylara faklı bakmaya başladım.kendimi tanımaya başladım .daha çok keşfedecek yanım var gibi geliyor :)
şimdi küçük dünyayı inceliyorum :)bakalım rabim neler çıkaracak karşıma .bu kitapı okdukca begendim bölümleri sizlerle paylaşmak istedim .(içe dönük konuşmanın gücü)
yazarı-shad helmstetter /sistem yayıncılık.
bu kitapı okudukca bende olanlarla özleştikce aaa larım çogaldı :).aslında biz istedikten sonra sanırım evren bize veriyor sanece nasıl ve neyi ne zaman isticemizi bilmiyoruz .ben farketmeyi seviyorum farkı fark ederek yaşamayı seviyorum .ben yazıları ekliyordum ya hiç okuyan olmaz sanmıştım :)begenileriniz için tşkler .
allah herkesin gönlüne göre versin .
herşey güzel yüreklerininiz istedi gibi olsun

__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
beyaz kartal
Editör
Editör


Kayıt Tarihi: 27-Şubat-2007
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 132
Gönderen: 02-Nisan-2008 Saat 23:50 | Alıntı beyaz kartal

Duygusallık her ne kadar geliştirici olsa da, yinede duyguları kontrol edebilme gücüne sahip olabilmenin yararına inanıyorum ne dersiniz? Duygular kontrol altına alınmalımıdır?

__________________
beyazkartal
Yukarı Dön Göster beyaz kartal's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: beyaz kartal
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 03-Nisan-2008 Saat 16:54 | Alıntı KaRDeLeN

YAŞAMIMIZDA hareket yada duru anlık yaratan bilen bir enerji vardır .Bu bize,sevgi,korku,neşe ,kızgınlık,tutku veya ümütsizlik biçiminde gelen bir enerjidir. bu enerji, aşırı sevinç, kaygı,gurur,kıskanclık,arzu keder,şevkatveya kıvanç gibi.
DUYGULARI oluşturur.Bu duygular bizi güdüledikleri gibi
güdülerimizi söndürebilirler de.
Bizi harekete gecirir veya oldumuz yerde durdurur.
Yaşamımıza hareket katan veya teslimiyetin için için yakan közlerin arasında bizi yakan ateşlerdir .
Ama hayatınızı degişmesini istiyorsanız,açık ve kesin olun!
,OLUMLU ifadeleri,ni gücünün destekliyeceksiniz ,ben öyle yapamaya calışıyorum ve işe yarıyor denenmiştir .mesela bu ay kendime bir hedef koydum ve bu hedefe gitmek için içe dogru konuşmayı uyguluyorum.ve bugun 11ci gun ve ben farketimki işe yarıyor kendi kendime güdülemem bugun beni uyardı sözle bana geldi dedigim sözler ve beni firenledi .evet bu dogruydu dedim .aslında kendime 15 gün süre vermiştim ya 11 ci günde bana döndü içe dogru konuşmam ve ben bundan çok mutlu oldum .ESKİKİLERİN BİR TABİRİ VARDI HANİ 40 gün ne dersen olur diye .sadece ne yapmak istedinizi ve nereye gitmek istedinizi yani hedefinizi belirledinizde bunu bir yere yazın yada kendi kendinize okuyun veya kısa ama net çümleler kurun .allah insanı öyle bir donanımla yaratmışki .aslında herşey içimizde sadece içimize bakmak gerekiyormuş ve degiştirmek istediginiz huyunuzu veya eylemi sevmediniz bir yanınızı sevgiyle ugrurlayıp yeni pogramı beyninize yüklemek.
İçimizde hayatlarını geliştirme hayalleri olanlarımız ,basit bir şekilde bile olsa bunu yapa bilirler. bir sorunu çözmek-bir mücadeleye daveti kabul etmek veya
bir hedefe ulaşmak istiyorsanız,kendinize toplaya bildiniz en kesin ve tam emirleri vermeyi ögrenin .
bir sorununuz varsa çaresine bakın ,ama bu sürec içinde
kendinizle sohbet edin .bir hedefiniz varsa ne olursa olsun,kendinize tam ne istedinizi anlatan ayrıntılı komutlar verin.Ondan sonra geride durup yoldan çekilin . KENDİMİZLE KONUŞURKEN dogru sözleri kullanacagımız dogru sözleri öğrenirsek ,ihtiyacımız olan ğüdülemeyi her an sağlıya biliriz .
içe dönük konuşma ,nın ilk örneği,duygusal olarak 'hazır' olmamızı saglamak üzere hazırlanmış olandır .
kendinize ekstra güven vere içe dönük konuşma ile bu güdülemeyi desteklerken ,sizinle sizin hakınızda ,harekete gecmenizi sağlayacak şekilde konuşur .


SEN VAR OLAN HER ŞEYSİN ,
DÜŞÜNCELER HAYATIN,
GERCEKLEŞEN RÜYALARINLA.
SEN OLMAYI ŞEÇTİN HERŞEY SİN .
VE SONSUZ EVREN KADAR SINIRSIZSIN


KENDİNİZLE KONUŞUN!
SÖZCÜKLERİ ÖGRENİN -DOĞRU SÖZCÜKLERİ
VE ONLARI KULANIN!

Bunu ne zaman başarırsak ,kendimize vere bilecegimiz
mükemmel hediyeyi vermiş olacağız .
her şey güzel yüreklerinizin istedi gibi olsun sevgiyle kalın
]


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
isis
Yönetici
Yönetici
Simge
Organizatör Editör

Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 945
Gönderen: 03-Nisan-2008 Saat 21:46 | Alıntı isis

Duygularımı hiç bir zaman gözardı etmeden hareket etmişimdiir. Fakat bence her ne kadar duygularımız önemli bir geliştirici etkiye sahip olsa da, duygularımızı dengelemenin yararına inanıyorum. Öfkelendiğimiz zaman onu kontrol etmek, bizim fevri hareket ederek yanlışlıklar yapmamızı engeller  ve dengeli davramamızda büyük bir rolü vardır. 



__________________
Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
                     Þ. T
Yukarı Dön Göster isis's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: isis
 
Mor Alev
mars
mars
Simge

Kayıt Tarihi: 09-Mart-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 25
Gönderen: 03-Nisan-2008 Saat 23:49 | Alıntı Mor Alev

 

İsis, çok doğru bir tespit.Duygularımızı dengelemek gerekli, bazen onları serbest bırakmak daha da  yararlı olabilmektedir. Nasıl ki ağlamak ruhun yıkanması olarak kabul görüyorsa, fazla kırıcı olmayan öfke de insana ait bir duygudur. İnsan öfkeyi de yaşar.Tıpkı neşelenip gülebildiği gibi. Kontrol baskısı ,bazı durumlarda ters etki de yaratabilir. Bir duyguyu ne kadar çok bastırırsanız yada ne kadar çok onu kontrol etmeyi düşünürseniz , o tıpkı bir tarafından bastırılan balon gibi , her ne şekilde olursa olsun patlayacaktır. İster ağlama , isterse de öfke olsun adı.Kontrol etme isteğinin de dengede durması gerekir. Kahkaha atarsam ayıplanır korkusu ile neşenizi bastırırsanız, bu zamanla kişide ister istemez gerginlik yaratır, öfkemi bastırmalıyım şeklinde bir iç kontrol baskısı da zamanla birikerek çok daha farklı şekillerde kendisini dışarı atacaktır.Kontrol iyidir.Ancak onu da dengelememiz gerektiğini düşünüyorum. Doğrular gibi yanlışlar da bizler içindir.Yanlış yapmayalım derken daha çok yanlışa gömülürüz ister istemez. Hata yapmak da güzeldir.Hata nedir? Kim için hatadır? Doğru nedir? Kim için neler doğrudur? Gerçeklikler değişkenlik arz eder. Olaylara, insanlara ve çevremizdeki olup bitene karşı  bakış açılarımızı olgunlaştırdığımızda, esas kontrolü o zaman sağlamış oluruz.

Duyguları özgür bırakmak, dengeli kontrolü otomatikman belirli bir süreç içerisinde kendi kendisine devreye sokacaktır.

 

 

Yukarı Dön Göster Mor Alev's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Mor Alev
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 04-Nisan-2008 Saat 10:37 | Alıntı KaRDeLeN

Tüm duygularda olduğu gibi
başkalarını anlayabilme ve insan ilişkilerinde akılcı davranmayı kapsayan “duygusal zeka” çevreye uyum yeteneğini . Bilişsel yeteneklerin tümünü oluşturan algılama yeteneği görüş Uyum, özümleme ve dengeleme yeteneği. Karmaşık durumlarda ilişkileri görebilme gücü   Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını bilmesi, anlaması, yönetebilmesi ve diğerlerinin de duygularını anlayabilmesi ve onlarla etkili ilişkiler kurabilmesi
Duygusal zeka, ortaya çıkan duyguyu kontrol ederek akıllıca ve mantıklı bir şekilde karar vermemizi ve hareket etmemizi sağlar. Duyguları kontrol etmede önemli olan duyguları bastırmak değil, dengelemektir. Duygular fazla ve uzun süre bastırıldığında donukluk meydana gelir, kontrolden çıktığında ise kronik rahatsızlıklara ve hastalıklara neden olabilir. Duygular aslında harekete geçmemizi sağlayan dürtülerdir. Duygusal zeka, ortaya çıkan duyguyu kontrol ederek akıllıca ve mantıklı bir şekilde karar vermemizi ve hareket etmemizi sağlar. Duyguları tanımak ve kontrol etmekten sonraki adım, duyguları belli bir amaç doğrultusunda harekete geçirmektir. Duygularını bastırmayıp, uygun ve olumlu bir şekilde harekete geçiren bireyler bedensel ve ruhsal açıdan daha sağlıklı olurlar. Kendini bilen, duygularını tanıyan ve çevresindekilerin duygularını anlayabilen insanların hayata daha emin bakarlar çünkü kendisini tanıyor duyguların biliyordur. Duygu yoğunluğu: Olaylar karşısında verdiğimiz tepkiler o andaki duygularımızın yoğunluğuna bağlıdır.


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 05-Nisan-2008 Saat 11:49 | Alıntı KaRDeLeN


ENDİŞEDEN KURTULMAK İÇİN KENDİMİZLE KONUŞUN
Endişelenmiyorum,Düşüncelerime hakimim ve yalnızca içimde en iyiyi yaratıp gerçekleştiren fikirleri düşünürüm.

Zhnim sürekli olumluyu ayarlı.Parlak ,neşeli,heyçanlı ve iyilik dolu,olumlu
düşünce ve fikirlerle dolu.

Bedenimi ve zihnimi kolaylıkla ve rahatlıkla gevşete bilirim.
Sakin,kendinden eminve kendime güvenliyim.

Zihnim düzenli ve pogramlıdır.Ne düşünecegimi bilinçli olarak seçerim
ve daima en olumlu ve benim için en faydalı düşünceleri seçerim.

Olumlu düşüncelerim beni sağlıklı kılar.
Zihnim ,yalnızca içimde ve çevremde daha çok uyum ,denge ve iyilik yaratacak düşünceler üzerinde durur.

otamatik olarak ve daima kesin,kararlı bir şekilde düşünürüm .

YAPTIĞIM HERŞEYDE MÜMKÜN OLAN EN İYİ SONUCA TAM BİR İNAÇ VE KARARLILIKLA URAŞIRIM.

Çevremde iyimserlik ve kendine güvenin parlak ,sağlıklı ve
huzurlu olmanım ışığına içinde bakmayı seçiyorum.

Yanlızca benim için en iyi olan şeyleri yaparım .
Kendimde en iyiyi yaratır ,başkalarınında en iyi çeker ve çevremde en iyi bulurum.

Kendim için kabul ettiğimgörev ve zorunluluklarla istiyerekve aksatmadan ilgilenirim .

Yanlızca gerçekleştire bilecegim sorumlulukları üstlenirim.

Zihnimin dikkatini yalnızca yapa bileceğim konularda yoğunlaştırırım.
E ğer değiştiremiyeceğim veya yönlendiremiyeceğim bir şeye ,onu
olduğu gibi kabul ederim .

Zihnimi iyi sağlıklı, olumlu,yapıcı ve üretken düşüncelerimle meşgül tutarım.
Zaten benim endişe için ayıracak hiç zamanım yok.

İstedimğim düşünceleri konturol ederim .
Benim olumlu ifadem yada iznim olmaksızın hiç bir düşünce zihnimi meşgul edemez.

Asla endişelenmem.

Kötü olarak adlandırdığımız davranışların çoğu içimizde olup biten başka şeylerin belirtisidir
Bunlar kendimizle ilğili sahip oldugumuz inaçların geniş yelpazesinin sonucudur .Biraraya topladığında bizi sorunlara neden olan bir davranış modelinin içine iterler .
içe dönük konuşma bütünsel bir bakış açısından (tüm varlığımız)a bakar.
yalnızca belirtileri tedavi etmez ,ilk etapta belirtilere neden olan sorunları değiştiri.
ALIŞKANLIĞI DEĞİŞTİRMEK İÇİN SÖZLERİ DEGİŞTİRİN .
bizler alışkanlıkları olna yaratıklarız .
Fakat öğrenilen her akışkanlık değiştirile bilir .
Geçmişte onları değiştirmek zordu çünkü eski programı
degiştirmeden yön degiştirmeye çalışıyorduk .
İçe dönük konuşma,yla hem alışkanlıgımızı hem eski programlarımızı değiştirmeyi başarırız :Yeniyi yaratırken eskiyi geçersiz kılarız.
Değiştirmek istediniz bir alışkanlık seçin .
Bir gecede butun hayatınızı degiştirmeye çalışmayın .
Çok önemli olamaya bir şeyle başlayın ,küçük bir şey .Bir kez başlayınca ,sürdürün .
Oluşan değişikleri izlemek ,bir zamanlar yolumuzu kesen alışkanlıkların,
yararlı,değerli,kazandıran yeni alışkanlıklarla yer değiştirdine
şahit olmak çok heycan vericidir .


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 09-Nisan-2008 Saat 11:13 | Alıntı KaRDeLeN

Devamlı dinleyince bilinçaltımız onun doğru olduğuna inanmaya başlar.Sonra da(çekim yasasından ötürü) gerçekliğinizde onun doğru olduğunu görürsünüz.Nihayetinde ,gerçek olduğuna ikna olursunuz.

İşte, yapacağınız onamalardan bazıları;

Her gün,her şekilde daha iyi oluyorum,
Her şey bana kolay ve zahmetsizce geliyor,
Işık ve sevgi ile dolu,neşe saçan bir varlığım,
Doğal olarak aydınlandım,
Hayatım bütün bir mükemmellikte çiçek açıyor,
Keyif aldığım her şey şimdi burada,
Hayatımın patronu benim,
İhtiyacım olan her şey zaten bende,
İstediğim neşeye sahip olmam uygundur.
Bu zengin bir evren ve hepimiz için bolluk var,
Bolluk benim doğal varoluşumdur,Bunu şimdi kabul ediyorum,
Sonsuz zenginlikler şimdi hayatıma özgürce akıyor,
Her gün mali olarak bolluğa kavuşuyorum,
Daha çok verdikçe daha çok aldıkça daha mutlu hissediyorum,


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 09-Nisan-2008 Saat 11:16 | Alıntı KaRDeLeN

Onamada başarının anahtarı tekrardır. Bilinçaltımız kaslarımız gibidir.Onu istediğiniz şeylerle onamanız gerekir.Onamaları her gün yapmakta tembellik ederseniz,onu sizin yerinize başkaları yapacak,sonuçlarda her zaman sizin istediğiniz gibi olmayacaktır.
KORKULARIN KABULÜ, SEVGİYE DÖNÜŞTÜRME VE OLUMLAMA

Benim güçsüzlük korkum var

Ben güçsüzlük korkumu kabul ediyorum.

Ben güçsüzlük korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim.

Kalbinizden çıkaracağınız en güzel pembeliği çıkarın, pembe ışıklar,

Pembe tüller..korkunuzun karanlığını pembelik içinde yok edin.

Şu an korku enerjisinin sevgi enerjinse dönüştüğü çok değerli bir an.

Ben her halimle çok güçlüyüm.

Ben her halimle çok güçlü olduğumu biliyor ve inanıyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğumu kabul ediyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğum için kendimi takdir ediyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğum için şükrediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıkıyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığımı biliyor ve inanıyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığımı kabul ediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığım için kendimi takdir ediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığım için şükrediyorum.

Kendi gerçeğimi sevgiyle yaratıyorum.

Ben içimdeki güce ulaşıyorum.

Benim değersizlik korkum var

Ben değersizlik korkumu kabul ediyorum.

Ben değersizlik korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim.

Kalbinizden çıkaracağınız en güzel pembeliği çıkarın, pembe ışıklar,

Pembe tüller..korkunuzun karanlığını pembelik içinde yok edin.

Şu an korku enerjisinin sevgi enerjinse dönüştüğü çok değerli bir an

__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 09-Nisan-2008 Saat 11:17 | Alıntı KaRDeLeN

KORKULARIN KABULÜ, SEVGİYE DÖNÜŞTÜRME VE OLUMLAMA

Benim güçsüzlük korkum var

Ben güçsüzlük korkumu kabul ediyorum.

Ben güçsüzlük korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim.

Kalbinizden çıkaracağınız en güzel pembeliği çıkarın, pembe ışıklar,

Pembe tüller..korkunuzun karanlığını pembelik içinde yok edin.

Şu an korku enerjisinin sevgi enerjinse dönüştüğü çok değerli bir an.

Ben her halimle çok güçlüyüm.

Ben her halimle çok güçlü olduğumu biliyor ve inanıyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğumu kabul ediyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğum için kendimi takdir ediyorum.

Ben her halimle çok güçlü olduğum için şükrediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıkıyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığımı biliyor ve inanıyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığımı kabul ediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığım için kendimi takdir ediyorum.

Ben kendi gücüme sahip çıktığım için şükrediyorum.

Kendi gerçeğimi sevgiyle yaratıyorum.

Ben içimdeki güce ulaşıyorum.

Benim değersizlik korkum var

Ben değersizlik korkumu kabul ediyorum.

Ben değersizlik korkumu şu anda sevgiye dönüştürmeye niyet ettim.

Kalbinizden çıkaracağınız en güzel pembeliği çıkarın, pembe ışıklar,

Pembe tüller..korkunuzun karanlığını pembelik içinde yok edin.

Şu an korku enerjisinin sevgi enerjinse dönüştüğü çok değerli bir an

__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 09-Nisan-2008 Saat 11:18 | Alıntı KaRDeLeN

DEĞİŞİME GÜVEN

Geleceğimde her şeyin iyi olduğunu bilerek güven ve huzurla ilerliyorum.

Eskiyi rahatça ve kolayca bırakıyorum.

Yeniyi sevinçle karşılıyor ve kabul ediyorum.

Ben emin ellerdeyim.

Ben kendimi seviyor, beğeniyor ve onaylıyorum.

Ben her an her yerde güven içindeyim.

Ben kendi yolumu açıyorum.

Ben kendi yolumu açtığımı kabul ediyorum.

Ben kendi yolumu açtığım için kendimi takdir ediyorum.

Ben kendi yolumu açtığım için şükrediyorum.

__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
KaRDeLeN
Editör
Editör
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Ekim-2007
Gönderilenler: 407
Gönderen: 05-Mayıs-2008 Saat 16:10 | Alıntı KaRDeLeN

hedeflere ulaşmak
Ben planlıyım ve hayatımın kontrolünü elimde tutarım.
Kendimi,düşüncelerimi,zamanımı,eylemlerimive gelecegimi denetim altında tutarım.
Ne ve ne zaman yapacagımı bilirim.
Yapmaya ihtiyac duydugum herşeyi ihtiyaç duydugum anda yaparım.
Zamanımı maksimum düzeyde kulanmayı sağlamak için zihnimi poramlarım.
Zamanımı ve onu nasıl kulanacagımı denetlerim .
Planlı,etkin ve herşeyin üzerinde olmaktan hoşlanırım.
Zamanımı konturol etmek bunu sağlar.
Asla zaman öldürmem zamanı daima 'planlarım' zamanımı palanladıgım için
istediğim şeyleri yapacak zamanım vardır.
Her gün daha pilanlı oluyor ve hayatımın her alanını konturol altına
alıyorum;evde işte zihnimde ve düşüncelerimde,yaptıgım her şeyde .
Çok pılanlıyımdır.Her gece ,ertesi gün yapmam gereken şeylerin bir listesini çıkarırım.
Önceliklerimi belirler ve onlara uyarım.
Her zaman dakiğimdir .
Dağima tam istediğim zaman,tam istediğim yerdeyimdir.
Dakik olmak benim için kolaydır ve zamanımı daha çok konturol edip
daha planlı oldukca daha kolay oluyor.
Duygularımı,heycanlarımı,tutumlarımı ve ihtiyaçlarımı denetlerim .
Ben onları konturol ederim; onlar beni konturol etmez ler.
Kendi eylemlerimin sonucunda kazanan tarafım.
Hayatımı seçere yaşamak istiyorum,şansa bağlı değil .
Bu yüzden , denetlemeye zaman ayırıyorum.
Planlı ve düzenli bir zihnim var .
Planlı bir şekilde düşündüğüm için,yaşamımı planlı bir şekilde sürdürürüm.
Her zaman ve herşeyde en olumlu ve en yapıcı şekilde düşünürüm.
Düşünme tarzım yaşam tarzımdır ve ben 'doğru' düşünürüm.
Ben kaderimi yönetirim .
Nereye gittiğimi ve neden oraya gittiğimi biliyorum.
Yaşamım avuclarımın içinde ve konturolumdedir.
Hedeflerimi ve hedeflerimin başarısını denetlerim.
Hedeflerimi onlara ulaşmak için duydugum adımlarla birlikte kagıda yazarım.
Başarımın nedenlerinden birisi ,hedeflerimi netlikle belirlemem ve planlamamdır.
Ne düşündüğümü ve nasıl düşündüğümü tam olara konturol ederim .
Bu yüzden ,yanlızca bana yardımcı olacak ve bana gercek yarar sağlıyacak düşünceleri düşünmeyi secerim .
İÇE DÖNÜK KONUŞMANI GÜCÜ ADILI KİTAPTAN


__________________
Aynı Dili Konuşanlar Degil , Aynı Duyguları Paylaşanlar Anlaşabilir...    :
Yukarı Dön Göster KaRDeLeN's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: KaRDeLeN Ziyaret KaRDeLeN's Ana Sayfa
 
Güneşim
güneş
güneş
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Mart-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 128
Gönderen: 29-Mart-2009 Saat 14:27 | Alıntı Güneşim

KaRDeLeN Yazdı:
hedeflere ulaşmak
Ben planlıyım ve hayatımın kontrolünü elimde tutarım.
Kendimi,düşüncelerimi,zamanımı,eylemlerimive gelecegimi denetim altında tutarım.
Ne ve ne zaman yapacagımı bilirim.
Yapmaya ihtiyac duydugum herşeyi ihtiyaç duydugum anda yaparım.
Zamanımı maksimum düzeyde kulanmayı sağlamak için zihnimi poramlarım.
Zamanımı ve onu nasıl kulanacagımı denetlerim .
Planlı,etkin ve herşeyin üzerinde olmaktan hoşlanırım.
Zamanımı konturol etmek bunu sağlar.
Asla zaman öldürmem zamanı daima 'planlarım' zamanımı palanladıgım için
istediğim şeyleri yapacak zamanım vardır.
Her gün daha pilanlı oluyor ve hayatımın her alanını konturol altına
alıyorum;evde işte zihnimde ve düşüncelerimde,yaptıgım her şeyde .
Çok pılanlıyımdır.Her gece ,ertesi gün yapmam gereken şeylerin bir listesini çıkarırım.
Önceliklerimi belirler ve onlara uyarım.
Her zaman dakiğimdir .
Dağima tam istediğim zaman,tam istediğim yerdeyimdir.
Dakik olmak benim için kolaydır ve zamanımı daha çok konturol edip
daha planlı oldukca daha kolay oluyor.
Duygularımı,heycanlarımı,tutumlarımı ve ihtiyaçlarımı denetlerim .
Ben onları konturol ederim; onlar beni konturol etmez ler.
Kendi eylemlerimin sonucunda kazanan tarafım.
Hayatımı seçere yaşamak istiyorum,şansa bağlı değil .
Bu yüzden , denetlemeye zaman ayırıyorum.
Planlı ve düzenli bir zihnim var .
Planlı bir şekilde düşündüğüm için,yaşamımı planlı bir şekilde sürdürürüm.
Her zaman ve herşeyde en olumlu ve en yapıcı şekilde düşünürüm.
Düşünme tarzım yaşam tarzımdır ve ben 'doğru' düşünürüm.
Ben kaderimi yönetirim .
Nereye gittiğimi ve neden oraya gittiğimi biliyorum.
Yaşamım avuclarımın içinde ve konturolumdedir.
Hedeflerimi ve hedeflerimin başarısını denetlerim.
Hedeflerimi onlara ulaşmak için duydugum adımlarla birlikte kagıda yazarım.
Başarımın nedenlerinden birisi ,hedeflerimi netlikle belirlemem ve planlamamdır.
Ne düşündüğümü ve nasıl düşündüğümü tam olara konturol ederim .
Bu yüzden ,yanlızca bana yardımcı olacak ve bana gercek yarar sağlıyacak düşünceleri düşünmeyi secerim .
İÇE DÖNÜK KONUŞMANI GÜCÜ ADILI KİTAPTAN

 

Bende tam bu kitaptan bahsedecektim...Çok yararlı ama biraz sıkıcı bir kitap....

Yukarı Dön Göster Güneşim's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Güneşim
 
isis
Yönetici
Yönetici
Simge
Organizatör Editör

Kayıt Tarihi: 23-Şubat-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 945
Gönderen: 29-Mart-2009 Saat 16:14 | Alıntı isis

Yararlı olan şeyler hep sıkıcı mı acaba? Çok güldüm, teşekkürler Güneşim.

__________________
Gerçekleþtirmek istediðimiz güzellikler yaþayacaklarımız olacaktır.
                     Þ. T
Yukarı Dön Göster isis's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: isis
 
Güneşim
güneş
güneş
Simge

Kayıt Tarihi: 29-Mart-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 128
Gönderen: 29-Mart-2009 Saat 19:05 | Alıntı Güneşim

Aslında öylede denebilir sevgili isis =) ancak ne yalan söyleyim çok kitap okuyan biri olmama rağmen gerçekten beni sıkan bir kitaptı.....

Yukarı Dön Göster Güneşim's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Güneşim
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 19-Nisan-2009 Saat 17:50 | Alıntı adilenur

Hayatının ipleri kimin ellerinde?

Kim için yaşıyorsun?

Kim için savaşıyorsun?

Kime hizmet ediyorsun?

Kim senin için en değerli, en önemli?

Kim seni yıkabilir?

Kim seni yüceltebilir?

Kim olmazsa senin olman da anlamını yitirir?

İstediğin hayatı yaşamanı sağlayan ve ondan seni mahrum bırakan kimdir?

Mecburiyetlerle dolu bir hayatta kalma savaşından özgür bir yaşam macerasına geçişin kilit soruları bunlardır. Tüm bu sorulara verilecek cevabın er ya da geç varacağı bir tek yer var:

TABİ Kİ BEN!

Öyleyse zor bir soruya daha cevap bulmak lazım: BEN KİMİM?

... Oysa herşey olanca netliği ile karşımızda durmaktadır. Her ne yaparsam yapayım, hangi rolleri denersem deneyeyim ben hep o benimdir. Önce kim olmadığımı öğrenir,  sonra gerçekte kim olduğumu merak etmeğe başlar ve bu yolculuk sayesinde dışardan kendimi izleyecek, keşfedecek, anlayacak ve bilecek gözler edinirim.

Göz, aynadaki yansıması olmadan kendini görebilir mi?

Tanrı'nın aynadaki gözleriyiz biz; hepimiz.

(Ali Karakuş)

 

 

 

 

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 20-Nisan-2009 Saat 00:33 | Alıntı azade




Tanrı'nın aynadaki gözleriyiz biz; hepimiz.

        


 Bu ilahi sözlerden sonra, başka  ne söylenebilirki arkadaşım...

Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 20-Mayıs-2009 Saat 10:10 | Alıntı adilenur

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz - bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri - ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.

Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!

Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır. Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

Sharon Zeff  (Ruhsal enerji)

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 28-Ekim-2009 Saat 12:31 | Alıntı adilenur

9 KEHANET - Özet

1. Bilgiler birbirini izler.Rastlantılara dikkat et, bu rastlantılar bize yaptığımız her şeyin altında daha başka şeylerin, ruhsal bir şeylerin yattığını duyumsatır. Rastlantıları ciddiye aldığımız zaman birinci bilgi oluşuyor.
2. İkinci bilgi, gerçeklerin farkındalığı üzerine kurulmuştur.Neden yaşıyorsun? bunu cevapla, dünya sadece ruhsal ve mistik anlamda çalışır. Maddesel olarak olanaklarla hayatta kalabileceğimize inandığımız için bunu sağlamak için, yerimizi sağlamlaştırıp, güvenliğimizi korumaya çalışırız ve tüm dikkatimizi evrenin kontrolüne odaklarız. Oysa şimdi ruhsal uyanış ve açıklığımız sayesinde gerçeklerin farkına varmaya başladık.
3. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Fizik evreni TEK ve SAF bir ENERJİ olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir.
4. Dördüncü bilgiye göre yaşamda enerji kısıntısı ancak daha yüksek bir kaynakla bağlantı kurduğumuz zaman tedavi edilebilir. Biz ona karşı açılabilirsek EVREN bütün gereksinimlerimizi sağlayabilir.
Enerjiyi önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için, önce yediklerini beğenmelisin. Lezzet bu işin anahtarıdır. Lezzetin tadına varmalısın.Yemekten önceki duanın sebebi de budur. Farkındalığı sağlar.Sadece yiyecek bulduğumuza şükretmek için dua etmeyiz, vücudun besindeki enerjiyi iyice özümsemesi için de dua ederiz.Yemek yemeyi bir deneyim haline dönüştürmek gerekir. Yemek yemek ilk adımdır, bu yolla kişisel enerjinizi arttırdıktan sonra, diğer nesnelerdeki enerjilere karşı daha duyarlı olabiliyorsun ve bundan sonra yemek yemeden bu enerjiyi özümsemeyi öğreniyorsun.
Çevremizdeki her şey enerjidir. Ne var ki; hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu senin şeklinin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başlıyorsun, bunun için;
• Dikkatini çevreye yönelt.
• Enerji ile dolmaya başlayınca, çevrendekilerin nasıl göründüklerine bak.
• Bunu gördüğün her varlığı göz önüne getirerek yap.
• Eşsiz güzellikleri özümse.
• Bitkilerin ışımaya başladığını düşün.
• Ne kadar uzakta olursa olsun her şeyin yakınında olduğunu hisset, dokun, bağlantı kur.
• Nefes al ve enerjiyi içine çek. Bu noktada hissettiğin SEVGİ. Bunun için kendini zorlamaya gerek yok, o kendiliğinden ortaya çıkar.Sevginin içine girmesine izin ver. Nesnelerin (sadece nesnelerin değil aynı zamanda bunu insanlar içinde yapabilirsin) güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince enerji alıyorsun, hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir ve bunu kısacık bir ANda yakalayabilirsin. Bu herkesten ileriye sıçrayabilmek ve geleceğe göz atabilme durumudur. Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da halâ çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu ileri durumdan sıyrılır ve tekrar kendi eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için gördüklerimizi, hissettiklerimizi yeniden yeniden tekrar etmeliyiz. Böylece her seferinde biraz daha sonsuz bilince doğru ilerlemeye başlarız. Ancak bunu yaparken, enerji ile dolup yaşamayı bilinçli bir şekilde yapmalıyız.Çünkü rastlantıları sağlayan işte bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.
5. Bu bilgi, insanların diğerlerini kontrol altına alıp, düşüncelerine hükmederek, enerjilerini çalmak eğilimi gösterdiklerini açıklar. Enerjimizin kesildiğini ve ondan yoksun kaldığımızı hissettiğimiz zaman hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin sana doğru akışını sağlamak için, dramalar yaratırsın. Dramalar şöyle sıralanır; acındırma, korkutucu, sorgulayıcı ve mesafeli. Mesafeli dramada, esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanıyorsun, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söylüyorsun, ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, sana ilgi göstermesini ümit ediyorsun. Ardından birisini bu dramanın içine çekince, açık davranmıyorsun ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorluyorsun. Onlar senin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasıyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini sana yolluyorlar. Nedenli esrarengiz davranıp, nedenli ilgilerini çekersen, daha fazla enerji alırsın. Şayet kendimize dikkatle bakıp enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.
Sorgulayıcı dramadan enerji kazanan bütün insanların amacı ise, sorularıyla eşeleyip deşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirmektir. Bu dramayı hazırladıktan sonra, diğerlerinin yaşantılarını her açıdan eleştirirler. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirlerse, hazırladıkları strateji başarıya ulaşır.Diğerleri ise birden bire sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hissederler ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, sorgucunun yaptıkları ve düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu bu fiziksel saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.
Şayet biri sizi sözle yada fizik gücüyle tehdit edecek olursa, başınıza kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona zorla ilgi gösterip enerjinizi verirsiniz.Sizi korkutan kişi tarafından, saldırgan türden dramanın içine çekilirsiniz.Bu dramanın adı korkutucu dramadır.
Diğer yandan eğer birisi başına gelen bütün kötülüklerden sizi sorumlu tutar ve ona yardım etmediğiniz takdirde bu kötülüklerin başına gelmeye devam edeceğini söylerse, o zaman bu insan, acındırma draması ile enerjinizi çekiyor demektir. Burada dikkat edilmesi gereken konu dramaların karşı dramaları yarattığıdır.Örneğin mesafeli insanlar sorgucu insanları yaratıyorlar aynı şekilde sorgucu da insanları mesafeli yapıyor. Korkutucu da acındırma durumunu yaratıyor.
6. Geçmişi berraklaştırmak, bireysel yollarla çocukluğumuzda öğrendiklerimizi kontrol etmekle başlar.Dramaların farkında ol. Bunlardan bir kez kurtulduğunda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Gözünü açıp gerçek kimliği bulmak gerekir.İnsanlar kendi tarihsel durumları içine doğarlar ve hayatta destekleyecek bir nesne bulurlar. Başka bir amacın peşinde koşan diğer bir insanla birlikteliği oluştururlar. Bu beraberlikten çocuklar doğar ve rastlantıların önderliğinde, bu iki durumu birleştirip daha yüksek sentezlere varırlar.Burada önemli olan, enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı meydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir. Böylece daha yüksek titreşimlerde varlık sürdürülür. İnsanlar evrimlerine böyle devam ediyorlar. Şimdiki süreçte bunun hızlandırılması gerçekleşecek. Bir kez hayatın ne olduğunu anlamak bu noktada önemli.
NOT: sık sık durup gerekli enerjini tekrar toplamayı sakın unutma. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiçbir kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı aynı oranda enerjiyi senin içine çeker. Enerjin asla tükenmez. Ancak enerjinin tükenmemesi için, hep onun işlevlerinin bilincinde olmalısın. Bu özellikle insanlarla karşılıklı etkileşim içindeyken çok önemlidir.
7. Yedinci bilgi de, nesnelerin dikkatimizi çekişinden, belirli düşüncelerin, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelişinden sözedilir.Yedinci bilgi, düşlerden söz eder, düşlerle kendi hayat öykümüzü kıyaslamamızı söyler. Yedinci bilgi bizim gerçekleştirdiklerimizden daha çok düşüncelerimiz olduğunu söyler. Bunları fark etmemiz için iyi bir gözlemci olmamız gerekmektedir. Aklımıza bir düşünce geldiği zaman NEDEN diye sormalıyız. Şimdi neden bu düşünce özellikle aklıma takıldı?Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelince ne olur sorusu sorulabilir. Kötü bir şey olacağından korkmak, sevdiğimiz birisinin acı çekmesi ya da çok istediğimiz bir şeyi elde edememek gibi sorunlar aklımıza takılırsa ne olur?Yedinci bilgi, korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz der.Kısa süre sonra, olumsuz görüntüler hemen hemen hiç belirmezler. Seziler hep olumlu konularda olmalıdır, eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, bunları kesinlikle ciddiye almak gereklidir. Buna göre örneğin eğer aklına kamyon kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni kamyonla bir yere götürmeyi teklif ederse reddetmelisin.
8. Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor.Enerjiyi nasıl yansıtacağını ve başkalarına bağımlılıktan kaçınmak gerektiğini söylüyor.Özellikle çocuklarla kurulan ilişkilerde, onların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu durum onlarda kontrol dramaları yaratıyor. Sekizinci bilgi bize, gelişmeye başladığımız ilk andan itibaren, otomatik olarak karşı cins enerjisi almaya başladığımızı hatırlatır. Bu doğal olarak evrenin enerjisinden gelir. Ancak burada dikkatli olmamız gerekir, çünkü bir başkası gelip bu enerjiyi doğrudan bize vermeye kalkınca, biz hemen gerçek kaynakla bağımızı kesiveririz ve sonra gerileme başlar.
Bu noktada AŞKtan söz etmeliyiz. Aşk olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler, oysa iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışırlar ve çocukluk dramalarının içine düşerler.Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüşür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir.Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. Karşıt cinsten birine bağımlı olmamızın nedeni, karşıt cinsin enerjisini elde etmek istememizdir. Halbuki, içimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin hem erkek hem de dişi yönü vardır. Zamanla onun dışarı vurmasını sağlarız ama evrime ilk başladığımız sıralar çok temkinli davranırız. Bütünleşme işlevi zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril yada dişil enerjimiz için, insan kaynağı ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz.Evren ile bağlantımızı sağlamlaştırmalıyız. Bu zaman alır ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda süper-insanı yaratırız. Ama bu bizim bireysel gelişimimiz engellemez. Bu deneyime ilk başlarken, karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalısın. Onu içine almalısın.Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana ulaşır.
Gerçek enerji yansıtmasında bağımlılık ve bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Eğer konuştuğumuz, mesaj alıp verdiğimiz kişilerin dramalarına yanıt vermezsek, onların dramaları bozulur böylece bizde mesajı görebilme şansını yakalarız.Bunu yapabilmek içinde karşıdakinin oynadığı dramayı tanımlamamız gerekir. Bütün dramalar enerjiyi elegeçirmek için stratejiler uygularlar, dramayı tanımlayıp söylediğimiz anda bu oyun bozulur.
Unutmamamız gereken hayatta yolumuza çıkan herkesin bize bir mesajının olduğudur.Yoksa başka yola saparlar ya da bizden önce ya da bizden sonra o yoldan geçmeyi tercih ederler. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız her insanın bize bir mesajı vardır. Tesadüfi rastlantılar yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt verdiğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme derecemiz belirler.Yolumuza çıkan biriyle o an yaptığımız sohbet o anki sorularımıza yanıt vermeyebilir ama bu yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez.
9. Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısaca ruhumuzu arındırıp hafifleriz.

Teşekkürler Hakan   bu güzel özet için
 
Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 13-Kasım-2009 Saat 11:20 | Alıntı adilenur

Bilge kişi su gibidir,
su ki, beslerken dört bir yönü,
yarışmaz, tartışmaz şunu, bunu.
Kibirsizce akar, seçmeden sağı solu,
bu yüzdendir ki, Yol’a uyumludur yolu.
İşte bilge kişi benzer şekilde,
yaşar, doğayla iç içe…
Düşüncesinde derin,
verirken tarafsız engin.
Konuşurken doğru,
ve yönetirken dürüst.
Gündelikte yeterli,
ve edimlerinde tutarlı.
Yeteneğince üretici,
fırsatlar kadar girişimci.

Ne kimseye üstün olma çabasında,
ne de kimse ona üstün.

Lao-Tse

“Tao Te Ching” (Yol ve erdem) adlı kitabından
(Teşekkürler Aslı'm)





Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 14-Kasım-2009 Saat 14:19 | Alıntı phbnn

adilenur Yazdı:
9 KEHANET - Özet

1. Bilgiler birbirini izler.Rastlantılara dikkat et, bu rastlantılar bize yaptığımız her şeyin altında daha başka şeylerin, ruhsal bir şeylerin yattığını duyumsatır. Rastlantıları ciddiye aldığımız zaman birinci bilgi oluşuyor.
2. İkinci bilgi, gerçeklerin farkındalığı üzerine kurulmuştur.Neden yaşıyorsun? bunu cevapla, dünya sadece ruhsal ve mistik anlamda çalışır. Maddesel olarak olanaklarla hayatta kalabileceğimize inandığımız için bunu sağlamak için, yerimizi sağlamlaştırıp, güvenliğimizi korumaya çalışırız ve tüm dikkatimizi evrenin kontrolüne odaklarız. Oysa şimdi ruhsal uyanış ve açıklığımız sayesinde gerçeklerin farkına varmaya başladık.
3. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Fizik evreni TEK ve SAF bir ENERJİ olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir.
4. Dördüncü bilgiye göre yaşamda enerji kısıntısı ancak daha yüksek bir kaynakla bağlantı kurduğumuz zaman tedavi edilebilir. Biz ona karşı açılabilirsek EVREN bütün gereksinimlerimizi sağlayabilir.
Enerjiyi önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için, önce yediklerini beğenmelisin. Lezzet bu işin anahtarıdır. Lezzetin tadına varmalısın.Yemekten önceki duanın sebebi de budur. Farkındalığı sağlar.Sadece yiyecek bulduğumuza şükretmek için dua etmeyiz, vücudun besindeki enerjiyi iyice özümsemesi için de dua ederiz.Yemek yemeyi bir deneyim haline dönüştürmek gerekir. Yemek yemek ilk adımdır, bu yolla kişisel enerjinizi arttırdıktan sonra, diğer nesnelerdeki enerjilere karşı daha duyarlı olabiliyorsun ve bundan sonra yemek yemeden bu enerjiyi özümsemeyi öğreniyorsun.
Çevremizdeki her şey enerjidir. Ne var ki; hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu senin şeklinin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başlıyorsun, bunun için;
� Dikkatini çevreye yönelt.
� Enerji ile dolmaya başlayınca, çevrendekilerin nasıl göründüklerine bak.
� Bunu gördüğün her varlığı göz önüne getirerek yap.
� Eşsiz güzellikleri özümse.
� Bitkilerin ışımaya başladığını düşün.
� Ne kadar uzakta olursa olsun her şeyin yakınında olduğunu hisset, dokun, bağlantı ku......
Teşekkürler Hakan   bu güzel özet için
 

Düzenli yapıldığında,inatla,sebatla kesin işe yarıyor....


__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 09-Aralık-2009 Saat 14:53 | Alıntı adilenur

Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle...
•Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme...
•Zarif ol, kimseyi bile bile kendinden soğutma...
•İsi ne denli önemsiz olursa olsun, ekmek parası için çalışan herkese saygı duy...
•İnsanlara üçüncü bir şans verme, bırak ikide kalsınlar...
•Herkesin önünde öv; ama eleştirilerini bir kenara çekerek söyle...
•Asıl savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al...
•Köprülerini atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın...
•"Yeterli zamanım yok" deme, büyük insanların da günleri 24 saattir...
•"Bilmiyorum" demekten çekinme...
•Sevgiline önce çiçeği yolla, nedenini sonra bul...
•Başucunda kağıt kalem bulundur. Milyarlık fikirler kimi zaman sabaha karsı saat 3'te gelir...
•Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret...
•Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmaya da zaman ayır...
•Herhangi bir konuda öğretmenlik yap, herhangi bir konuda öğrenci de ol...
•Yaşam arkadaşını çok dikkatli seç, mutluluğun ya da mutsuzluğun vereceğin bu karara bağlıdır...
•Hiçbir zaman birilerinin umudunu kırma, belki de sahip oldukları tek şey odur...
•Yeterli paranın olmamasını hiçbir zaman dert etme, sınırlı olanaklar kimi zaman bir lütuftur; çünkü yaratıcılığı başka hiçbir şey bu denli teşvik edemez...
•Atak ve cesur ol, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın...
•Çocuklarla oyun oynadığında bırak kazansınlar...
•Eski hatalarına hayıflanmakla zaman kaybetme, onlardan ders al ve arkana bakma...
•Her şeyi bulduğundan daha iyi bırak...
•Gerektiğinden fazla verici olma, bazen "Hayır" demesini öğren...
•Yalnız başlamasını bil...
•Alçak gönüllü ol, sen gelirken onlar gidiyordu...
•Mükemmeli ara, kusursuzu değil.
•Açık, esnek ve mantıklı ol...
•Tanıştığın herkes senin bilmediğin bir şeyler biliyordur, onlardan öğren...
•Yaşamın her zaman adil olmasını bekleme...

(Sevgili Kadir Ok'tan )


Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 27-Aralık-2009 Saat 19:53 | Alıntı adilenur

Pencereniz Nereye Açılıyor?


Pencereler vardır, dağlara bakar. Dağların yüksekliği kadar yükselir bakışlar. Dağların ardı gibi ulaşılmazlara da sahiptir, dağların bu tarafındakiler gibi, engelleri beraber aşacak dâvâ arkadaşlarına da. ..

Pencereler vardır, denize bakar. Açınca deniz vurur yüzünüze, kapatınca sessiz bir mavilik dolar evin içine. Deniz kadar derindir bakışlarınız, deniz kadar dalgalı olmasa bile hayatınız.
Pencereler vardır, nehirlere, derelere, şelalelere bakar. Berraklıktır duvarınıza asılı tablo. Huzur veren şırıltıdır, çalıp duran müzik. Aynı nehirde iki kere yıkanamamak gibi, aynı nehri iki kere seyredemezsiniz. Giden su damlacıkları, hayatınızdan da saniyeler götürür; eşsiz bir manzara seyrettirirken.

Pencereler vardır, uçsuz bucaksız ovalara bakar. Yürüseniz saatler sonra ulaşabileceğiniz noktadır, evinizin içinde bakakaldığınız. Gökyüzünün yer yüzüyle birleştiği o müthiş fotoğraf, yer ile gök arasındaki konumunuzu belirler: Ne kadar arzîsiniz ya da ne kadar semavî?

Pencereler vardır, kaldırımlara bakar. Gördüğünüz; insan ayakkabıları, kedi patileri, araba lastikleridir. İşittiğiniz; ayak sesleri, otomobil gürültüleri, sokak kavgalarıdır. ?Kaldırım manzaralı eviniz var mı?? diye sormazsınız asla, bir emlakçıya. Tercihiniz değil, mecburiyetinizdir kaldırımlar; ama ufkunuzu geliştirmek, başka dünyalara pencereler açmak elinizdedir.

Pencereler vardır, karşı apartmana bakar. Sokaktan geçen arabalar, oyun oynayan çocuklar ve balkonda çay içen komşulardır; evinizden dış dünyaya açılan. Komşunuzun da sizden farkı yoktur; onun için de siz bir manzarasınızdır, penceresini açtığında. Siz ve komşunuz, karşılıklı iki ayna gibidir; ama bu aynadan sonsuz görüntüler çıkmaz.

Pencereler vardır, hayata bakar. Hayattan ne anlıyorsa insan, o kadar geniş, o kadar ferah, o kadar huzur vericidir; penceresinden evine sızan. Hayatı bir hapishane gibi görüyorsa, ayak seslerinden, ayakkabı görüntülerinden ve araba lastiklerinden başka bir şey görmez, ruhunun penceresi olan gözlerini açtığında.
Pencereler vardır, insanın kendisine bakar. Ne kadar derinse duruşu, ne kadar özgürse ruhu, ne kadar güzel görebiliyorsa; o kadar geniş, o kadar uçsuz bucaksız, o kadar güzeldir manzarası. Yüzeyselse, ancak karşı apartmandaki insanı görüp durur, penceresini her açtığında.

Pencereler vardır, açılmaz; sadece seyredersiniz. Koklayamazsınız, işitemezsiniz, elinizi uzatıp dokunuyor gibi hissedemezsiniz.

Peki sizin pencereniz nereye açılıyor?




Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 30-Aralık-2009 Saat 18:51 | Alıntı adilenur

ICE YONELIS ve BILGELIK

İçe yöneliş, bilgelik çalışmasının en temel, en derin ve en ileri uygulamasıdır. İçi ve içe yönelişi ele almadan önce, dışı açıklamamız gerekir.

Dış; yaşantımızdaki tüm olayların cereyan ettiği, tüm yaptıklarımızın alanı olan ve bunlardan, duygu, düşünce oluşturduğumuz ortamdır. Dış; hayat plânımızın (kaderimizin) yürüdüğü madde-mekân-zaman ile sınırlı üç boyutlu realite ortamı ve bizde de bu ortama yönelik karşılık bulduğu beden-duygu-düşünce fonksiyonlarımızı içine alan plândır.

Dış, bizi sürekli olarak düşünce ve duygularımızla kendinde tutmaktadır. Dış objektiftir. Bununla birlikte bizdeki sübjektifin bir kısmı da dış’tır. Yani dıştan alınan düşünce ve duygularla, dışa yönelik düşünce ve duygularımız dış’tırlar. Egomuz dış olarak çalışır ve bizdeki acıkma, susama, emniyet duygusu ve cinsel istek gibi egonun hakimiyetindeki içsel duygularımız bile bizim dış yanımızdır. Ve insanlar çoğunlukla dışa hapsedilmiş olarak yaşamaktadırlar. Dışta kalmış insanın “iç dünyası” bile dıştır aslında!..

İç’i algılayabilmek için gönül bölgemizi tanımış olmamız gerekir. Bir gül kokladığımızda, kokuyu hisseden bölge ayrıdır; ama o kokunun bizde uyandırdığı hoşlanışın yaşandığı yer gönüldür. Kuş sesini, hoşlandığınız bir müziği, sizi duygulandıran bir olayı, birini çok sevdiğinizdeki o sevgi ânını, sevinci, keyfi, huzuru hissederken, hissedişinize ekran olan yer iç’tir. İçten daima olumlu duygular alınır. Ulvî coşkular, sevinç halleri, bir yüksek olguyla, duyguyla temasa geçiştir içten gelenler. Dıştaki sebep ne olursa olsun ve hattâ bazen de dışta sebep yokken yaşanan, unutulamayan güzelliklerin, kabınıza sığamadığınız neşeli hallerinizin yaşandığı yer iç’tir. Gerçek biz olan yer! Var olma alanımız!..

Dıştaki olayları, hayat plânımızda olup bitenleri teslimiyet içinde ve akarak yaşamak gerekir. Dıştaki durumların, ancak dışta halledilmesiyle rahatlığa ve huzura ulaşılacağı zannı çok yetersizdir. Meselâ bir parasal sıkışıklığa, bir sağlık sorununa maruz kaldığımızda ego çırpınır durur. Hem paniktedir, hem de kurtuluş çözümleri bulma derdindedir. Toplum şuuru, korku, endişe ve sıkıntıdan sadece şartların değişmesiyle çıkılacağını zanneder. Sıkıntı ve endişe; içinde bulunulan durumun bir gereğidir diye düşünür. Oysa o sıkıntı 10 günde, 10 ayda, 10 yılda biteceğine, bilge kişi 10 dakikada bunu halleder. İşte bunu becerebilme farkı bilgeliktedir. Daha doğrusu ne biliyor olursanız olun, bunu beceremedikten, bu uygulamayı yapmadıktan sonra, ha bilgelik yolunda birisi olmuşsunuz ha toplum şuurunda biri, arada hiçbir fark kalmaz.

“Olay” nerededir ?.. Dıştadır, objektiftedir ! yani zihinde yaşanmaktadır. Ve biz böyle zamanlarda zihnimizde oturmaya, çözüm getirmeyen sadece sıkıntı ve ıstırap olan düşüncelerde kalmaya alışkınızdır. Şayet zihinde çaresiz hapsolduysanız ve zihin bu sıkıntıyı irademiz dışında sürdürüyorsa ne yapabilirsiniz ?

Bilgisayar veya cep telefonunuz arıza yapıp, komut almadığında onu kapatamıyorsanız; fişini çekersiniz veya pilini çıkartırsınız. İşte zihinde hapsolduğunuzda sadece fişi prizden çekiverin ! Dışta objektif olanla, yani ego ile bağlantıyı kesip, içe geçme seçeneğine sahipsiniz. Farkındalığınızı nereye yönelteceğinize her an siz karar verirsiniz. “Eee ! dış ne olacak?” derseniz; o zaten değişecek derim size, üzerinde bir yaptırımımız olmasına imkân olmadan !.. Esasta dışta yapılabilecek hiçbir şey yoktur. O, başının çaresine yine sizi kullanarak, bakacaktır zaten(Bakınız; “Kader” izahı).

SIKINTIDA İÇE YÖNELİŞ

Şimdi biz içe nasıl kaçacağımızı öğrenelim. Sıkıntılı zamanlarımızda içimizde, gönlümüzde bir kilit oluşur. Biz zihinsel çözümler içinde dertlendikçe, o sıkışma orada kaskatı duracaktır. Yapılması gereken; derhâl farkındalığımızı tüm olup-bitenden çekip, içimize Tanrısal sistemden (ona güvenerek) bir sevinci, kendi irademiz ile getirmektir. Gevşe, rahatla, sevin; içsel bir gülümseme ile düğüm giderek çözülecektir. Aslen bedende olmayan ama, göğüs bölgemizdeymiş gibi hissedebileceğimiz, yönelebileceğimiz, yer olmayan yerin; rahatlama, huzur ve sevinç dolu o GERÇEĞİN bulunduğu yerin farkına varın.İşte orada huzur ile bağlantınızın farkına vardığınızda, nasıl olup da bu her zaman bizde zaten var olan kaynağın farkına varmadığınıza şaşıracaksınız! Ne kadar bilge olunursa olunsun, dışta kalıp, bu uygulamayla içteki sevinci yaşamayı ihmâl etmek mümkündür.
Akıl edin içe yönelmeyi, gevşemeyi, Tanrısal sisteme güveninizi yineleyin ve huzur gelsin. Ayeti biliyorsunuz “Tanrıyı anmakla kalpler huzur bulur” (Kur’an 13/28)
Şimdi bu anlattığım; sıkıntı ve kederli zamanlarda ihmâl edilmemesi gereken bir içe yönelişti.

BİLGELİKTE DEVAMLI İÇTE BULUNUŞ

Oysa biz içimizdeki o kaynağı sürekli kullanmayı bilmeli ve orada ikamet etmeyi öğrenmeliyiz. İsa; “Tanrının krallığı içinizdedir” demiştir. Krallık, hüküm sürülen ülke demektir. Yani bugünkü deyişle; “ İçiniz Tanrı ülkesidir. Orada Tanrı huzuru hüküm sürer” demektir.İnsanın çektiği acıların özünde, maddesel sıkıntı maddesel fakirlik değil, farkındalık fakirliği vardır. İnsan neyi arayacağını bilmeden sadece ve daima güvence arayışı içindedir. Biz ruhumuzuz !.. Ve ruh varlığı kayıp mutluluğunu, maddesel şeylerde, yani tüm olup bitenin içinde bulamaz !.. İnsan içindeki ilahi mutlululukla temas kuramadığı için gerçek tatmine bir türlü ulaşamaz. Ve mutluluğu, tek bulunacağı yer olan içimizde aramak gerekir. O zaman; sayısız dolambaçlı yollarda zaman harcamayıp, dosdoğru O’na, “iç”e gidin !

DÖRDÜNCÜ FARKINDALIK ALANI

Farkındalığımızı üç alanda gezdirmeyi biliriz. (1) Dıştaki olup biten her şeyde, (2) bedende ve (3) düşünce ve tahayyül olarak da zihinde. Farkındalığın devamlı dışta olması alelâde insanın doğal halidir. Ancak bu süreç içerisinde, farkındalığın zihne, düşüncelere, tahayyüle takılması en kontrolümüz dışı olaydır. Ve endişe, keder, öfke, kıskançlık, yargı vs. hep bu alanda yaşanır. Biz yaşamı bu üç alanda deneyimler ve yaşamı bu üç farkındalık alanından ibaret zannederiz. Bir “Dördüncü farkındalık” alanından haberdar değiliz !.. Ve tekrar edelim, bilgelik; farkındalığımızı nereye yönlendireceğimize hâkim olabilmektir !.. Bu hâkimiyet, bizi yaşamda sıkıntı ve endişe yaşamaktan kurtaracağı gibi, bir de, Gerçeği, Tanrıyı bize yaşatacak yere nüfûz etmemizi mümkün kılar. Herkesin doğal olarak ve kendiliğinden bilmediği, diğerleri gibi farkındalığı zorla ele geçirmeyen, dikkati, tanınmayı, fark edilmeyi bekleyen bir “dördüncü farkındalık alanımız” vardır. O alan; içimiz, özümüz dediğimiz ve aslında farkındalığın kendi saf alanıdır ki, o biziz ! O alana var olma alanı denir. En yüce olan ve en ihtişamlı olan her şey o alanın kendindedir. Onun farkına varabilmek için ona yönelmek gerekir. Farkındalık kaba ve yoğun olaylarda iken, bunları herkes fark etmektedir. Fakat bu dördüncü alan, inceliğinden ve sübtilliğinden dolayı ancak sessizlikte fark edilebilmektedir. O, bizim iç dünyamızdır. Farkındalığın kendisidir ama hissedilip, fark edilerek yaşanabilen “hissediş merkezi”dir aynı zamanda. Parlak bir ışık alanı gibi algılanan ve sevgi-sevinç gibi hissedilen bir huzur uzayı…
Hani doğada her şeyi fark ederken, meselâ bir çiçeğe bakarken, onun kıvrımlarını, formunu, rengini, estetiğini fark ederken, onu bize fark ettiren aydınlığı, ışığı nasıl gözden kaçırıyor isek; her şeyi yaşar ve fark ederken, her şeyi fark eden yanımızı gözden kaçırırız. Tüm yaşam hissedilerek ve fark edilerek içimizde yaşanır, içte yer alır. İşte o içimiz denen yere çevirdiğimiz dikkat ile farkındalık alanımızı, benimizi hissetmeye başlarız. Orası iç uzay diyebileceğimiz bir boşluktur. O boşlukta bildik kalıplar, düşünceler, davranışlar, alışkanlıklar yoktur. Orada, huzur veren, yüksek bir frekansla uyum halinde yaşanan yeni bir hali tanımak, yeni bir yaşama çeşidimizi yaratmak üzere derinlere dalarız.
Orası asla dünyada değildir ! O yer “iç”’tir. Bizdedir ve içtedir. O yer en sübtil olan ve dolayısıyla en güçlü olan alandır. Asıl yerimiz, yuvamızdır. Bu alanı yaşamayı, dünyada bedenli yaşamda bilmiyor ve farkedemiyor olsak da; beden farkındalığı içinde yaşarken tüm dikkat dışta, diğer insanlarla etkileşimde, düşünsel ve eylemsel yaşamda olsa da; bizler bedensiz yaşamda, yani ebedi yaşamda, bu iç dünyadayızdır; var oluş halimizle ebediyen içte yaşamaktayızdır. O bizim terk edilemez, gerçek halimizdir. Biz O’yuz ve oradayız. Yani biz farkındalığız ve farkındalıktayız. Ancak biz bedenli olarak dünyada, farkındalığımızı, farkındalığımız üzerine çevirmeye alışkın değilizdir. Çünkü akıl, o sübtil olanı fark edemeyecek kaba yapıda (düşük frekansta) olduğu için dikkati orada tutamaz, bıkar… Ama biz dikkati içe yönelttikten sonra, artık akıla ve dikkate ihtiyaç kalmayacak şekilde içi hissederek yaşamaya alışabilirsek, orada kalırız.

ÖNEMİ
Var oluş halini, içi yaşamayı; nasıl uygulayacağımıza geçmeden önce, bu “Dördüncü farkındalık” halini yaşamımıza sokmanın öneminden biraz daha bahsetmek istiyorum.Biz, insan bedenini ve yaşamını deneyimliyoruz ! Zor bir deneyimdir bu. Ancak bu beden, sonsuza sıçrayabilecek farkındalığı bize verecek tek imkandır. Ama işi ağırdan alıp oyalanacak zamanlar artık bitti… Zaman hem kalmadı, hem de hâlâ var ! İçteki ışığı tanımak, onu pratik olarak doğrudan deneyimlemek yegâne öncelikli çabamız olmalıdır artık. Her gün kendinize birkaç kez nitelikli-kutsal bir zaman ayırın lütfen sadece birkaç dakika. Tüm bu spiritüel çağın, kitapların, derneklerin, seminerlerin, manevi âlem yardımlarının hedefi; çağ değişiminin hedefi; insana iç ışığını deneyimletebilmekti ve hedef, insanın içteki kaynağı hissetmesiydi. Ve içi fark edip yaşamak için, içi fark edip yaşamaktan başka çare, çözüm, yol yoktur. Eğer “Sen” olanı, Tanrı sevincini, kendi kendinize içinize dalarak bulamazsanız, bin tane peygamber, size Tanrıyı veremez. O gerçeği dışta arayanlar da, çiçekte, böcekte, yani kaynağın şekillenmiş, kişiselleşmiş, cisimleşmiş yanlarında görmeye yönelmiş olanlar, aslında mehtabın sudaki yansımasına bakmaktadırlar. Doğrudan ve gerçek görüş, dışa değil, içe yönelmekle mümkündür. Ama bu bir realite sorunudur!.

ŞEKİLSEL MEDİTASYON DEĞİL…

İçinizdeki o sessizlikte sevinç merkezini yaşamaya, ister içi yaşamak deyin, ister meditasyon deyin, isterseniz dua deyin, uygulamayı bu anlamda yapacaksınız; yoksa bir meditasyon tekniğiyle, şekilsel meditasyon uygulayarak değil !.. İçinizde yaşayacağınız duygu bir mest oluş, bir aşk ilişkisidir. Kendi içinizde bulacağınız aşk, size gerçek yerinizi, o bir daha kopamayacağınız yerinizi fark ettirecek.

İÇE YÖNELİŞ UYGULAMASI

Ben’in üzerine odaklanış; bir başka deyişle, farkındalığımızın, farkındalık üzerine çevrilmesi nedir: Burada; “Ben”, “farkındalık”, “öz”, “iç” derken aslımız, yani ruhumuz kastediliyor. O zaman onun üzerine nasıl odaklanacağız ? Bir kere iç, beden içinde bir yer değildir. Zaten ruh, farkındalık bir “yer”de olamaz, mekânı olamaz. Burada; “bilincimiz, düşüncelerimiz bizdedir” denildiği gibi bizdedir ama nerededir ? İşte, “içtedir” diyoruz!... Ama o zaman da bedenimizin belirli bir bölgesine veya bizdeki belirli bir duyguya odaklanmak diye bir şey söz konusu olamazmış gibi geliyor insana. Ancak yine de içe girişin bir kapısı mevcuttur !
“Üç” farkındalık hali ve “dördüncü” farkındalık hali neydi? Bir daha ele alalım.
Önce 1. Dışarıda olup-biten tüm her şey,olaylar, insanlar… 2. Beden farkındalığı,
3. Zihin, düşünce, tahayyül. Buralarda kaldıkça “dış”ta bulunmaktayız.
Dördüncü farkındalık ise; farkındalığın, farkındalığımıza, “ben”imize, “iç”imize döndürülüp, dıştan, illüzyondan, gerçeğe geçilen hâldir. Buna; var oluş ya da kısaca oluş hali diyoruz.

VAR OLUŞ HALİ

Biz varoluşumuz da dahil her şeyi aynı bölgede duyumsarız. Bu duyumsayışın yaşandığı bölgeyi iki ayrı örnekle belirlemeye çalışacağım. Tüm gönlümüzü kaplayan ferahlayışları hatırlayın, içimizi daraltan sıkıntıları düşünün; bunlar neremizde yaşanır ? Ve hatta sıkıntıdan daralıp, kalp krizi geçiren birisini düşünün; kriz hangi bölgededir ? Birinin, gözünüzün önünde elini kestiğini görürseniz, bir anda nereniz cız eder ? “İçim cız etti” deriz. Demek ki kalp ve göğüs bölgesi, gönül bölgemiz, bizim var oluşu ve yaşamı hissettiğimiz bölgedir.

NEFES
Diğer örnek ise soluk alışımız ve bunun içimize doluşudur. Deniz kenarında iyot kokusu dolu deniz havasını ya da dağlarda çam ormanlarının havasını soluduğumuzda, bazen de kapalı kalabalık bir yerde uzun süre kalınca ve dışarıya taze hava solunabilecek yere çıktığımızda, derin bir soluklanış ile göğsümüze adeta yaşam dolar, ferahlık göğüste hissedilir. Göğüse dolan soluk ile gönlün ferahlayışı… Soluk, o her an almakta olduğumuz nefes, iç ve dış iki alemin bağlantı yeridir ve ayrıca soluk alış , var oluşu hissedişin, yaşamın en önemli duygusudur.

İşte tüm yaşamın hissediliş merkezi, adına gönül de denilen göğüs bölgesidir. Hatta bedende bir yerinin olması söz konusu olmayan ruhumuz için, mecâzi olarak; “ruhun bedende bir mekânı söz konusu olsa, orası gönüldür” denmiştir.
İşte insanın, psikolojisini ve yaşamı hissettiği fark ediş merkezi, gönül bölgesidir.
Şunu deneyin;

Bir müzik çalın, bir hayvan sevin, doğaya çıkın… Keyif duygusu kalçanızda yaşanmayacaktır. Hatta insan beyin ile algıladığı halde kafanızda bir şey hissetmezsiniz. Ama hissediş bölgesi gönüldür. Bunu lütfen deneyin ve fark edin.
İşte bu fark ediş çalışmaları, insanın içe yönelik yaptığı en sübtil, en ince çalışmalardır.
İşte;
Biz var oluş duygusunu yani dördüncü farkındalığı hissetmek üzere var oluş merkezine, gönüle yöneleceğiz. Bir başlangıç, bir giriş kapısı olarak gönül bölgesine dikkatimizi vererek, o her zaman huzurun bulunduğu bölgeye, içe yöneleceğiz.

SEBEPSİZ SEVİNÇ

Dıştaki şartlarımız ne olursa olsun, gönül bölgesinden içeriye dalıp da dıştan dikkatimizi çekersek, orada daima sebepsiz bir sevincin bulunduğunu fark ederiz. Biz mutluluğun, sevincin daima dıştaki bir durumla yaşandığını zannettiğimizden dolayı, sebepsiz sevinç kavramına yabancıyızdır. Oysa ruh demek, sevgi ve sevinç demektir. Aynı zamanda farkındalık demektir ve bilgi demektir. Yaratılmış mutlak-sevgi-sevinç-bilgi-farkındalık varlığıdır o. Ve gerçek olan yalnızca O’dur.
Dolayısıyla bizim ruhumuz zaten sevinçtir; sevinmek, mutlu ve huzurlu olmak için, hiçbir ihtiyacı yoktur. İhtiyaçsız varlıktır o.



SAD-CHIT-ANANDA
Sanskritçe “Sad Chit Ananda” diye bir tabir vardır Hindûizmde. Bu, ruhun, yani bizim iç varlığımızın halini ifade eder.

SAD : varoluş

CHIT : bilinç

ANANDA: mutluluk demektir.

Yani, ruh yaratılıştan, varoluş-bilincinin-mutluluğu ile yaratılmıştır. Var oluş duygusu, bilinç ve mutluluk bize ruhtan direkt yansır.
Dolayısıyla mutluluğu olup bitendeki bir duruma borçlu olduğumuzun yanılgı olduğunu fark etmeliyiz. Dıştaki bir sebepten doğan sevinme hali, kalıcı ve devamlı olan mutluluk değildir. İçteki “sebepsiz huzur-sevinç-mutluluk” merkezine odaklanmakla ulaşırız gerçek yurdumuza; illüzyon dünyasındaki “neşe, keyif, haz” yerine…

Biz neden dördüncü farkındalık halini bilmiyoruz? Bu soru yanlış aslında... O hal bizim iç dünyamız. Gönlümüzün içinde yaşadığımız devamlı halimiz de; “biz niçin farkındalığımızı üç farkındalık üzerinde tutuyor ve yaşamın bundan ibaret olduğunu sanıyoruz?”... Doğru sual bu oldu !..


Çünkü farkındalık, içinde pek çok şeyin bulunduğu kaba fark edişlere, yoğun algılamalara alışık da; o boşluğa, o sessizliğe yöneltilse bile, kendini, bir şey fark edilmeyen bir yerde tutmaya alışkın değil. Veya orada bir şey bulunabileceğinden habersiz.
O halde, şimdi başlayalım;

Nerede bulunursak bulunalım, ne yapıyor olursak olalım, aklımıza geldiği anda birdenbire durun ve fişi çekin. Dışı izlemeyi, düşünmeyi, olayları bırakıverin birdenbire.
Tüm hücrelerinizin faaliyetini durdurun âdeta. Bir anda bedeni dondurun. Gözlerinizi kapatın ve tüm dikkatinizi gönül bölgesine toplayın. İçteki kutsal bölgeye girmek için günahlardan arınmaya, değişmeye, tamir olmaya falan gerek yok. Sadece dıştan fişi çekin yeter. Dikkatiniz bedenin gönül bölgesindedir ama hissedişiniz içi, varoluşu deneyimler. Soluğun hissettiğiniz bölgedeki sübtil duyguya, huzur veren yere odaklanın. Soluğun arkasındaki sessizliğe gidin. Varoluş duygusunu yaşayın !..Dıştan farkındalığı çektiğimiz anda zaten içteyizdir.
Gönlümüzdeki sessizliği yaşarken, sadece duralım ve hiçbir şey yapmayalım. İç, akıl ötesidir, o sevinç bölgesinde derinleşebilmek için hiçbir şey yapmamalıyız. İçe yöneltilen farkındalık yeterlidir. İçteki derinlere istek ve iradeyle inilemez. Orada derinleşmeyi sağlayacak bir teknik, bir öğreti, bir felsefe veya bir din yoktur. O sessizlikte daha derinlere inebilmeyi, oradaki ışıkla karşılaşmayı engelleyen hiçbir şey yoktur ama yapılabilecek bir şey de yoktur. Aramak ve çabalamak ise bir şeyler yapmaktır! Siz sadece durun ve huzuru fark edin!
Oradaki mükemmelliği siz çaba ile yaratamazsınız, sadece dıştan kurtulup kendinizi bırakmanız yeterlidir. Orada kalış; çabasız ve doğal olduğunda en yüce haldir.
En büyük ipucu “onun zaten içinizde barındığı ve zaten onu yaşamakta olduğunuzdur” Sakın aramayın! O zihninizle inşa edebileceğiniz bir şey değildir. O sadece oluruna bırakılacak, izin verilecek, zemin hazırlanacak bir şeydir. Siz sadece odanın pencerelerini açabilirsiniz; Tanrı Işığı, bir güneş gibi kendiliğinden içeri ışır ! Siz ışıtamazsınız.

Tüm çalışma bundan ibarettir. Sadece varlığımızın, içimizin farkında oluş!... Ayrıca yerine getirilmesi gereken hiçbir koşul da yoktur.

Bu metodun yeni icat edildiğini zannetmeyin. Binlerce yıldır tüm veliler, bilgeler, üstadlar aynen bunu yaptılar ve giderek daha derin içe açıldılar ve ışığa ulaştılar. O ışık önce kendini huzur olarak belli edecektir. Siz daima görünen ilk adımı atmaktan sorumlusunuz. Sonrası kendiliğinden gelecektir. Kendinizi içteki Tanrıya bırakmış oluyorsunuz ve artık sizi O yönlendirecektir. İçinizde derinlerden gelen sübtil bir ışığın yükseldiği ve içi kaplayıveren bir sevincin ortaya çıktığı bir an vardır. Ve içte, az veya çok bir şeyler yaşandıktan sonra, bir daha asla eskisi gibi olmazsınız. İnanmaktan, bilmeye geçersiniz !

Bu çalışma, tüm içsel çalışmaların başlangıcıdır ve tüm içsel çalışmaların sonudur aynı zamanda.

 Formül: Gönüldeki huzura odaklanmak ve hiçbir şey yapmamak. Ne kadar basit, değil mi?


Arkadaşlar;
O hali hissetmek, öğretilemez ! o hal anlaşılmaya da çalışılamaz… Sadece kendini içteki Tanrı’ya bırakmak söz konusudur. Sizin seçiminiz içe yönelik farkındalıktır. Ama içte seçiminiz yoktur; olamaz. Orada nasıl, neyi, ne ile gibi hiçbir ipucu yoktur.
Bu konuda bir sorunuz varsa !...... Bu sadece zihinsellik olacaktır ve alınacak cevap da işe yaramaz zaten…

Her gün, her hatırladığınızda, bir an içteki sessizliğe yönelin ve orada kalın. Kaplumbağalar gibi kabuğunuza çekilin ! Kısa bir süreyi kendinize bakarak geçirin ve bilin ki bu ibadet ânıdır. İbadet bir şey yapmak değil; olmaktır.
Şimdiye kadar öğrendiğiniz her şey, tüm katettiğiniz yol, geldiğiniz yer, bu uygulama içindi !.. Bu uygulamaya girin ve diğer her şeyi ATIN GİTSİN !
Bir şeyler biliyor olmanız memnuniyete bile değmez, sadece içe yönelmeyi sağladıysa ne âlâ !...

Ya bilgilerde kalın; bir şeyler biliyorum diye sevinin; ya da hepsini unutun, bu uygulama kalsın sadece ve bu çok basit içe yöneliş çalışmasını yapın.
Bu çok basit olan içe yöneliş’in, “tüm mutluluğun tamamını sunuşu, böylece Tanrının içimizde yaşanacağı ve Tanrının insana içi kadar (şah damarından daha) yakın oluşu” ne komiktir değil mi? İnsanlar, gerçeği aramak uğruna, kendilerine bunu anlatacak birini ararlarken, gerçek de onlarla beraber içlerinde yol almaktaydı. Ve onlar gerçeği icabında Himalayaların tepelerine kadar giderek aradılar. Gülmemek elde değil !

Mevlânâ, kafileler halinde hacca gidenlere şöyle seslenmiştir; “Nereye gidiyorsunuz nereye? Tanrı o kâbeye bir gün bile girmedi. İçe gelin içe; Tanrı oradan bir gün dahi çıkmadı ! ” …

İnsanlar gider, arar, tapınır ve kutsal yer, kutsal mekân peşindedirler.
Arkadaşlar; içinizdeki huzurun tadını alış, Tanrının içinizdeki varlığını, ışığını farkedişin habercisidir.

 Kendinize sorun, “neden bu dünya artık bana doyum vermiyor ? İçimde daha çok çoşkuyu özleyişim ve bu fizik realitenin duygusal deneyimleriyle tatmin olmayışım, huzur bulamayışım nedendir?”

İşte, sizin o bulmayı ve yaşamayı arzu ettiğiniz, her şeye açılacağınız kapı içinizdedir. Yakında çok yüksek bir sevinci, tanımadığınız çok yüce bir hali yaşayacaksınız.

Ancak arkadaşlar; Yeni Çağa geçişten önceki şu dönemde içe yöneliş sürekliliği, şimdi çok önemlidir.

Bakın, “Ben O’yum” kitabında Maharaj ne diyor; “Önünüzde bir yol ayırımı var: Ya tüm aklınız ve gönlünüzle kendinizi keşfetme çabası içinde olursunuz; tamamen kendinizle meşgul olursunuz; ya da kendinizle meşgul olmayı tamamen terk edersiniz. ‘Tamamen’ sözcüğü önemlidir; çünkü en yüceye ulaşmak için en uçta olmak zorundasınız.”

Artık yaşamımızı değiştirelim. Bir şevk ve heyecan katalım ona . Monoton, mekanik yaşam tatsız ve sıkıcıdır; asıl ölüm bu monoton hayattır. Oysa içimizde bir sonsuz sevinç kaynağı taşırken !... İçme suyu göletinde yüzerken, susuzluktan ölmek üzereyiz. İçimizdeki sebepsiz sevinç kaynağına inmeyi öğrenirsek, orada hiçbir şey yapmadan mutluluğu yakalarsak; artık dışta bir şeyler yaparak eğlence arayışlarımız da bitecektir. Gezme, buluşma, eğlence yerleri, alışveriş, kafede oturma, geceleri dolaşma, gündüzleri koşuşma… Artık size zul olarak, fuzûli enerji ve zaman kaybı olarak gelmeye başlayacaktır. Bu bir yerde, uyuşturucu alanların her şeyden koparak, sadece uyuşturucunun yaşattıklarından ibaret bir dünyayı tercih etmeleri, ondan kopamamaları gibidir.
Arkadaşlar en değerli, en yaşamsal çalışmamız içte olacaktır. Evvelce oyalandığınız keyiflerle, hobilerle kaybedecek vakit yok. Artık gereksiz ve oyalayıcı her şeyin terk zamanıdır. Artık arayışları da bırakıp, bilgiyi de bırakıp, yaşamaya geçin!...




Canında bir can var, o canı ara...

Beden dağında bir mücevher var; o mücevherin madenini ara...

Ey Sufi, gücün yeterse ara.

Ama dışarıda değil; aradığını kendinde ara.


                                                                                            Mevlânâ 
                                                                                       

Bu güzel iletisi için Kadir Ok arkadaşıma bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
[UK]
merkür
merkür
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Aralık-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 17
Gönderen: 30-Aralık-2009 Saat 19:31 | Alıntı [UK]

Bir sevgi yumağı idi içimdeki , 41 yıldır bedenimi ısıtan , onu tanımlamak, anlamak , için yalnızlığımla sevişmelerim oldu benim...ve nihayet içimdeki ışığı keşfetmem sonucu kendime aşık oldum , sessiz sessiz sevmelerim olurdu aralarda , ama tanımlayamazdım , gökyüzüne uzanan ve sonunu göremediğim bir merdivene tırmanmaya başladım ağırrr ağırrr , bir el tutup çekiyor beni kendisine yukarıya , ışığıma , götürüyor beni, çok uzaklarda buldum kendimi , sımsıcak bir nefes , ateş gibi bir tende , onu sevdikçe kendimi sever oldum ve onu istedikçe , içimdeki sıcaklığında arttığını gördüm, onu sevmem kendime olan sevgimle eş güdümlü, mutluluğum onun mutluluğu , onu buldum , içimdeki sıcaklıgın sebebini , yıllar boyunca istediğim kadını...gözbebeğimi ve onun içindeki beni buldum...



__________________
Silence deep
Yukarı Dön Göster [UK]'s Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: [UK]
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 31-Aralık-2009 Saat 11:13 | Alıntı adilenur

 

Ne mutlu sana sevgili pagada  !!

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 31-Aralık-2009 Saat 18:36 | Alıntı phbnn



     EVETTTT BENCEDE.....


__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
[UK]
merkür
merkür
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Aralık-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 17
Gönderen: 31-Aralık-2009 Saat 20:44 | Alıntı [UK]

Beğendiğinize sevindim teşekkür ederim.

__________________
Silence deep
Yukarı Dön Göster [UK]'s Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: [UK]
 
reikim45
güneş
güneş
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Ocak-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 568
Gönderen: 01-Ocak-2010 Saat 19:27 | Alıntı reikim45

bencede süper yüregine saglık



__________________
Bizlerde çocuktuk,bir şeyler örgendik,
Bildiklerimizle övündük,eglendik
Şu oldu,bu oldu da ne oldu sonra
Bir bulut gibi geldik,yel gibi geçtik.
Ö.Hayyam.
Yukarı Dön Göster reikim45's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: reikim45
 
torneo
satürn
satürn


Kayıt Tarihi: 16-Ocak-2010
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 75
Gönderen: 20-Ocak-2010 Saat 05:24 | Alıntı torneo

Muthis bir sayfaydi..Butun yazilarin icinde kendime ait parcalar buldum.

Ne kadar da dagitmisim "ben"lerimi boyle..

Sizler ne guzel insanlarsiniz..

Tesekkurler.

Yukarı Dön Göster torneo's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: torneo
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 08-Şubat-2010 Saat 16:08 | Alıntı adilenur

SUKÛNET
Hayat enerjisini alabildiğine tüketen öfke, hiddet ve münakaşadan sükûnete yönelmek ve giderek bunu devamlı ve derin bir “iç sükünete” dönüştürmek, Bilgelik yolunun en önemli adımlarından biridir. Gerçek güçlülük, kişinin kendine hakim olabilme gücüdür. İnsanın içsel zenginliğinin farkına varması, o zenginliğin sesini duyup tadına bakması, ancak sükûnet içinde bir kişilik oluşturmasıyla mümkün olabiliyor. O sükûnet, içteki derinliğin farkedilmesi için zemin oluşturuyor. Öfkelendikleri anda, öfkelerini yutup, bağışlayabilenler,  ”bilgelik yolunda” yürüyebiliyorlar.
AYDINLANMA  
İnsanın, 7.şakrasının devreye girmesiyle, bu şakra şuurunu farketmesiyle yaşadığı, yaşamlar boyu içindeki mutluluk özlemiyle girdiği tüm arayışların bittiği, en doruk mutluluğu hiç kaybetmemek üzere yaşadığı hal. İlahi olana açılır. O olduğunun farkında oluşu, Ene-l hak hâli. Kişilik olarak dünyada yaşarken, bilinç olarak mekansız, zamansız, şimdi ve buradayı yaşayış hali… Yaşamın hedefi Aydınlanmadır.
TİTREŞİMLER DÜNYASI
Madde kainatında, kişinin 5 duyusuyla birbirinden farklı şeyler olarak algıladığı pek çok olgu aslında, aynı tek cevherin titreşimini farklılaştırmasıyla meydana getirdiği yapılardır. İnsanın katı madde olarak farkettiği bir metal grubu 1 saniyedeki titreşim sayısının giderek arttırılmasıyla, insanın 5 duyusuna hitap eden farklı enerjiler ortaya çıkmaktadır (ses, elektrik, ısı,ışık, x ışını).X ışını bilimin ölçebildiği en yüksek frekanslı enerjidir. Buradan itibaren fizik biter, metafizik başlar... (eterik enerji, astral enerji, duygu enerjisi).       Mental enerji (düşünce enerjisi) sonsuz titreşimde ruhsal olana ulaşılır…
ŞAKRALAR
İnsanın, frekansları giderek yükselen 7 enerji bedeninin, bu enerjileri çekip almalarını sağlayan merkezlerine şakralar denir. Bunlar insanın şuuruna yön veren merkezlerdir. İnsanlar, bulundukları tekâmül seviyelerine göre bu şakralardan birisinin karakterinin tesiri altındadır. İlk üç şakra ego şakralarıdır ve realitelerindeki insanlar alma, edinme, sahip olma, diğerlerine üstün gelme ve bunların sonucunda mutluluğa ulaşma gayreti içindedirler. Sonraki üç şakra gerçek insanlığın ve mutluluğun hissedildiği, sevgide derinleşme, beklentisizlik ve vericilik, her şeyi ‘Bir’ ve ‘Ben olduğum’ sezgisellik ve yüksek şuurluluk hali’nin yaşandığı yüksek duyguların şakralarıdır. 7.şakranın devreye girmesiyle insan, ”Aydınlanma” denilen bir hale ulaşır. 
KADER
Giderek genişleyen evrende herşey, ilk başlangıç anında ilk hareketle başladı… Ve o ilk şarttan dolayı bir sonraki hâle, bir sonraki şartlardan dolayı da daha sonraki hale geçmektedir… İnsanda, kendini meydana getiren milyonlarca şartın bir ürünüdür ve yaptıklarını o şartlardan dolayı yapar. Her an bir önceki anın şartlarının sonucudur ve o andaki şartlar bir sonraki anı belirler… Ve insan, tüm yaptıklarını, o şartların sonucu olarak ama kendi özgür iradesiyle, ”ben yapıyorum” duygusuyla yapar ve böylece tekamül eder.
TESLİMİYET
Özgür iradeyle, ”ben yapıyorum” duygusuyla yapıldığı için herşey sorumluluk taşır ve doğru bilinen yolda sonuna kadar gayret gerektirir. Ama sonuç, şartların meydana getirdiğidir. İlk başlangıç anından bellidir, plandır, ilahidir, teslimiyeti gerektirir. Bu teslimiyet pasif bir hal olmayıp dinamiktir, sonuca teslimiyettir, olanı gönülden kabul ediştir, ilahi olanı farkediş, güveniştir. 
İLLÜZYON
Biz dünyadayken, bu dünyanın yalan olduğunu, illüzyon (yanılsama) olduğunu farkedemeyiz. Yaşananlar mevcuttur ama tıpkı rüya gibi gerçek değildir. Maddenin, mekanın ve zamanın olduğu üç boyutlu bir kainatta yaşıyoruz. Gerçek gibi algılanan bir yaşamın içindeyiz. İnsan dediğimiz varlık esas olarak şuurdan ibaret…O şuur kendi yüce Mutlak gerçeğini tanıma macerasında yol alıyor. Bunun için çeşitli duygulara, çeşitli farkındalıklara ihtiyacı var. Bu nedenle sistem böyle bir illüzyon alemi yaratıyor, bir şeyleri zannettiriyor, bir rüya gördürüyor. Aslolan, şimdi ve burada’yı yaşayan farkındalık olduğumuz, geriye kalan her şeyin bir illüzyon, bir aldatmaca olduğudur.
DUALİTE
İnsan dünyada bir tekâmül içersindedir. Bu tekamül macerası aslında, gerçek olanı farketmesi için geçirdiği bir macera… Fakat gerçeği algılaması için sahteye, güzeli algılaması için çirkini, yükseği ve aydınlığı algılamak için de alçağı ve karanlığı öğrenerek, bilerek farketme tarzında bir sistem içersinde tekâmüle sevkedilmiş durumda… Gerçeğe yaklaşmak için dualitenin bize verdiği iyi-kötü izleniminden ve yargısından kurtulmak zorundayız.
YARGI
Yargılı bakış, insanı gelişmekten, yükselmekten, tekâmülden aşağı iken, insanı özgürlükten alıkoyan bir haldir. Yargılı bakış açısı, insanlara yaklaşmama, onlarla dialog kuramamaya yol açar. Yargısız bakabilmek, sevgi duyabilmenin ön şartıdır. Yargısız olmak için dualiteyi görüp, düaliteden kopabilmek, herşeyin en büyük hayır, herşeyin olması lazım gelen olduğunu görebilmek lazım…Olan’da gaye yoktur, iyi-kötü yoktur, devamlı olmaktadır ve olduğu gibidir.
AKIŞ
Her türlü olup biten karşısında hiçbir korkuya ve telaşa kapılmadan, öfkeye yenilmeyip saldırıya geçmeden, daima sukûnetimizi koruyarak, OLAN’ın getirdiği şart, durum, yer ve hâli seve seve içimize sindirerek ve getireceklerinden hiçbir endişe duymaksızın teslimiyetle kabullenerek, arzu, istek ve ihtiraslardan doğmuş hedefler ve başarılar peşinde çaba, didişme, zorlamalar yerine OLAN’ın olduğu gibi zorlamasız ve kendiliğinden yaşanması akış yaşantısıdır. Her olayda, her durumda gerekenleri yapıp teslimiyet içinde olmak…Doğru olduğuna inandığım tarzda herşeyi yerine getirmeye çalışacağım ama bileceğim ki olması gerekenler olmakta…
ÖZGÜRLÜK
Bu öğretide özgür oluşu biz, hiçbir tahrik olmayış, hiçbir özlem çekmeyiş olarak tanımlıyoruz. Olan’ın bizim en büyük hayrımıza olduğunu bilmekten doğan endişesizlik, rahatlık, ilahi bir planın içerisindeki huzur hali, teslimiyet halidir ve bu hal özgürlüğün asıl ifadesidir. Kişinin hem içsel hem de dışsal baskı altında olmadan hiçbir şeye mecbur olmaması hali…Her türlü istek, arzu, tutku, korkular, dualite ve yargı kişiden özgürlüğü alır. An’lık özgürlükler gerçek özgürlük değildir. Gerçek özgürlük, hep devamlı olan bir haldir.
 
BEN
İnsan adı verilen varlık, bir illüzyon kısımdan ve bir de gerçek kısımdan ibarettir. Onun bedeni, duyguları ve aklı bu dünya realitesindeki illüzyon yanıdır, kişiliğidir ve devamlı değişmektedir, zamana tabidir.              Ben, farkında olunan bir şey olamayacağıma göre, olan olabilirim ancak. Fark eden yanım, benim asla kopamayacağım yanımdır. Sonuçta “Ben” farkındalığım diyebiliriz. Farkettiğim bedenim, duygum ve düşüncem ise farkedilen… Sadece farkındalık, yani şuur (veya bilinç) benim kendi asıl varlığımdır.         Tanrı 'nın varettiği yegane varlık farkındalıktır, bilinçtir. 
BEN FARKINDALIĞI
Gerçek olan ve “farkeden” yanımız ile ego, kişilik duygusunu bir arada ve ben olarak yorumlayış hatasına, doğu öğretisinde “üzerine koymak“ hatası adı verilir. Bunu farkediş, insanın kendinden kişiliğine bakışıdır ve bilgelik yolunda çok ileri bir adımdır. Bu farkediş olayına da “tefrik” adı verilir. ”Farkındalık” kişiliğimize ait değil, herkeste ortak olan bir cevherdir. Tek olan bu gerçek varlık, herkesin kendisine ait olan kişiliğine ışıyan, onları bilinçli kılan, hepsine kendine özel kişiler olarak canlı kılan ama hiç birinin özel malı olmayan cevherdir. 
ZİHİN
Tüm  zihinsel faaliyetlerin, mantıklı, gururlu yürüyen tüm işlevlerin tamamı, bilinçli zihnimiz tarafından yürütülürler. Onun altında alt zihin, üstünde de muazzam bir üst zihin vardır. Tüm vücut fonksiyonlarını yürüten ve vücut kimyasından sorumlu olan zihne bitkisel zihin (Vejetatif zihin) diyoruz. Tüm yaptığımız hareketlere alışmamız ve sonra bunları otomatik olarak yapmamızı sağlayan zihine de alışkanlık (Hareket) zihni denir ki, bunlar alt zihni oluştururlar. Buradaki işleyiş, bilinçli zihine uğramadan yürütülür. Psikolijide şuuraltı diye adlandırılan üst zihin, ilahi bilgi okyanusuna açıktır. İnsanın bilinçli zihni, tekâmül seviyesine göre bu okyanusla bilgi, sezgi, ilham alışverişini üst zihin vasıtasıyla sağlar. Üst zihnini bilinçli olarak yaşamına sokmuş insan Yüksek Şuurlu İnsan’dır.
OLAN

Tüm madde kainatında her an tüm olup bitenin tamamına ’olan’ denir. Olan bir kaos değildir, kanunlarla yürüyen bir sistemdir. Bu sistem içinde hiçbir birim, bir an sonra olacak olandan kaçınmaz. İnsanın tüm yaptıkları muktedir oldukları değil, vaki olana tabidir. Her şey  az veya çok başka bir şeye tesir etmektedir. Olan, insanın kendisinin farkına varması için gerçeği Ben ’i algılaması için, içine girmek zorunda olduğu bir senaryodur. 

(hayat merdivenleri)

(hayat merdivenleri)

 

 

 

 

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 04-Ağustos-2010 Saat 11:49 | Alıntı adilenur

Sevgili Kardelen'in yolladığı  çok etkileyici bir yazıyı sunuyorum.

Sağol Kardelen'im

Firakınla bir an yanmak...



içimden bir şeyler kopup gidiyor..nereye ve nasıl..kim bilir.. uzayıp giden yol çizgileri boyunca düşmek istiyorum yollara..alıp başımı gitmek.. sadece Sen'in olduğun yerlere.. ta ki Sen kalmasın içimde..tâ ki ben kalmasın bende,Senden gayrı.. bitsin bu ayrılık.


yollar çeker beni.. uzaklar alır aklımı başımdan..yanı başımda durduğunu dahi bilmez ,ufuk çizgisine bir takıldı mı başka hiç bir şey görmez olur bu fani gözlerim.. sürekli "gel" diyen Sesini duyarım Sevgilinin.. "gel,gel de
bana kavuş "der.. halbuki o öyle bir Canandır ki can içre.. bu dünyada kavuşmanın yetmeyeceğini en iyi bilendir O..


yola düşmeden önce bir sessizlik düşer dilime.. siyah tülünü örter ,uzar gecelerim.. mektuplar yazarım ucu yanık..mektuplar yazarım;yazarım, yazarım silerim... züleyha'yı daha bir anlarım.. yakub'a bir kez daha yanarım..

koklarım havayı.. havada ,yol kokusu...


gözlerimi kapatırım..karanlığın içinden ejderhaları yenip gelirse sözlerin..ve sözlerinden bir nur..bu nurla,çizerim kalbime resmini hasretinin.. anlarım o an Sen özlenemezsin..o kadar yakıcı ki Senin özlemin...


dört elif miktarınca uzatır ah'ları,Sana seslenirim.. ses dediysek sesle değil,süzülen yaşlarıyla gözlerimin.. ne yana dönsem Yüzün bir an.. ne yana dönsem Sesin.. ne yana dönsem,Sen... ne yana dönsem,iki doğu ve iki batının

Hakimisin..


beni Sana getiren yollara düşmek isterim.. günahkar ayaklarımın bunca düşüp düşüp kalktığı yollardan sonra..isterim ki bir garip arnavut kaldırımı getirsin beni Sana.. her sokağı deniz'e açılan bir şehirde beni bekleyesin..her odası mihrabına açılan köşklerde,beni bulasın... "ey kulum".. "hoşgeldin" diyesin..


Sana kavuşmak isterim..vuslat,ne zaman.. bilirim ben Sana her kavuşmak isteyişimde böyle, Sen de bana kavuşmak istersin.. boynum bükük,içimde utançlar ...ve boş amel defterim..biliyorum Ey En Güzel İsimler Kendinin Olan,ne yüzle Sana gelirim.. ama yüreğimdesin işte;istemeseydin,isteyemezdim..


"uzatma dünya sürgünümü" diyen şairin ellerinden yeni koparılmış bir kır çiçeği düşer ellerime.. şekerciye gülümseyen bir çocuk gibi gülümsemekten kızarır yüzlerim...


şu üzerime düşen gökler,yakınlığıdır merhametinin..şevkatindir,alnımın ateşini alan rûzigâr..bir damar atar ki içimde "Biz buradayız" dersin! mat olmadan
şeytana,kıymetini bil bu atan damarın, ki şah'tır o ey nefsim... kır kalemini,kuşan kılıcını ki O'nun yolunda koşan atların kişneme seslerini duyana kadar koş..kesilsin nefesin.. kesilsin nefs'in...

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
hale
venüs
venüs


Kayıt Tarihi: 22-Temmuz-2010
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 38
Gönderen: 04-Ağustos-2010 Saat 17:34 | Alıntı hale

 

          Çok güzel bir yazıydı teşekkürler  yürekten sevgiler...   bu da bir alıntı..

             HAYATA DAİR BİR ALGI

Hayatı anlamada yapılacak en ciddi farkındalık hatası, onun ne olduğuyla ilgili önerme ve bakış açılarını birbirlerine ‘karşıtmış’ gibi algılamaktır..oysaki o hepsinin toplamıdır..tüm karşıtlıklar, çatışmalar ve anlaşmazlıklar bu temel algı hatasından doğarlar ki, bu yalnızca kutupluluk ve dışta bırakma ilkesiyle çalışan zihnin algılayış biçimidir..zihin ayrılıkçı doğası gereği ‘bütün’ içerisinde yalnızca tek bir doğruda ısrar ederken, ‘bütünlük’ tüm yanıtları tek bir doğru yanıt olarak alır..bu, insan anlayışının ötesindeki ‘koşulsuzluktur’..hayat (her an) tek bir noktadan doğar, çeşitlenir ve tüm bu çeşitliliği içerisinde yine tek bir gerçek olarak kalmayı sürdürerek (her an) yine o aynı tek noktaya döner..ama bir an öncesine göre daha da genişlemiş, zenginleşmiş olarak..böylece hayat; aynı anda bir çok (sayısız) yöne doğru akan tek BİR bilinç nehridir..bir’liği değişmeksizin her an değişen..

Böylece (hayatın kendisi olarak) kendine her yönüyle izin ver..ve sadece kendine teslim ol..teslimiyet gerçek anlamında 'kendin' olmaktır,kendini bütünlüğüne bırakmaktır..olmak istediğin biçimlerde olmaya, akmaya ve bu yönde çabalamana da izin ver..çünkü tüm güzellikler (kendine) izin vermekten doğarlar..ama izin vermen demek arzularının istediğin anda ve istediğin şekillerde gerçekleşmesi demek de değildir..bunda direten (ayrılıkçı) ego'dur..bunu da kabul etmen gerekecek ve hayat(sen) seni buna zorlayacaktır..ve bilmek gerekir ki, gerçekten izin verebilecek bir durumda olsaydın zaten izin vermen de gerekmeyecekti!..

Tüm çabalamana rağmen, yolunda arzuladığın şekilde olmanı, akmanı engelleyen sınırlı bir inanç kalıbı, bir eksiklik ve layık olmama duygusu varsa zaten önüne çıkacak, bütünlemen ve bütünlenmen adına farkındalığına sunulacaktır..çünkü her şeyde o anki kendini bulursun!..arzulaman kadar önüne çıkan (belki de hiç arzulamadığın) sonucu da kabul etmen gerekebilir..çünkü hayat bizim görebildiğimizden çok daha fazlasıdır ve bizler çok boyutluluğu bilemeyiz..fakat yine de bu, arzulamana, çabalamana engel değildir..arzularsın, istersin, çabalarsın..ama yine de olan ve olacak olan, yalnızca onun tezahür etmesinin, yaşama kendini koşulsuzca açamamanın ve olanı olduğu gibi kabul edememenin önünde engel teşkil eden sınırlılıklarınla (kaçınılmaz olarak) yüz yüze gelecek olmandır..yani, nihayetinde gerçek anlamıyla özgürleşmen ve dolayısıyla bir 'fark etmezlik' noktasına gelmen gerekecektir..hayat sade’ce bir bütünlenme, özgürleşme yani özüne dönme yol'culuğudur..ve bu da ‘görünüşteki’ ikilemi BİR etmekle mümkündür..

http://farkindalikatolyesi.blogcu.com/

Yukarı Dön Göster hale's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: hale
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 04-Ağustos-2010 Saat 20:39 | Alıntı adilenur

Sevgili Hale;

Verdiğin linkte çok hoşuma giden bir yazıyı paylaşmak istedim .  Ancak içe dönük olarak taeati edilebilir gibi geldi

- eksiklik zihnin yanılsamalı bir görüşüdür..eksiklikler bunun bir illüzyon olduğunu anlatmaları açısından eksiksizdirler..böylece, tam da (eksik) olduğun halinle 'tam'sın..!

- birşeyi yoketmeye çalışmak onu daha da varetmektir..

- aklın bir yerde ise 'BİR' yerde değilsindir..bütüncül ol!

- sanılanın aksine, uzakları değil yakını görmek zordur..

- acı; bütünden ayırmaktır..

- ol'an yalnızca seni büyütmek için vardır ve oradadır..

- seni uykuda tutan yalnızca zihinsel senaryolardır..onları gözlemle,hepsinin ayrılık temelli olduklarını göreceksin!

- özgürlük; tüm "sonuç"lardan bağımsız olabilmektir..

- kendine 'gerçek' ol..çünkü sonuna kadar kovalanıcaksın!

- boşluk doluluktur..sen tüm doluluk olan boşluksun!

- şekli belirlemek isteyen ego'dur..

- sorun yalnızca zihindedir..

- gerçekten durabildiğimizde gerçekten yol almış oluruz..gerçekten durabilirmisin?

- uyanış; insanın hep olmuş olduğu yere varmaya çabaladığını farketmesidir..

-bilme çabası bilişi engeller!

- aradığın kendinsin!

- eksiklikten özgürleşene dek yapılan herşey şahsi ego adınadır!!

- acz'ini kabul etmek gerçek güç'tür!

- kendini aşabilmen kendinde aşılacak bir engel olmadığını anladığın anda gerçekleşir!

- gerçekten kendini 'nasıl/ ne gibi' hissetmekten korkuyorsun..işte bunu görüp kabul etmek senin ilahi anahtarın!!..

- sen herşeysin.. olduğun ve olmadığını sandığın herşey!

- en çok kurtulmak istediğin şey, ona tutunmakta en çok ısrar ettiğin şeydir..

- başarı ya da başarısızlık fikri bir yanılsamadır..yalnızca yaşamı (kendini) deneyimlemek ve sonsuzca keşfetmek vardır..gerçek başarı buna 'bilinçlice' izin verebilmektir..

- farkındalık insanda ruhsallığın deneyimlenmesidir..

- en derin dinginlik en güçlü devinimdir!

- kurtuluş fikrini bırakabilmek gerçek kurtuluştur!

- eksiklik; tamamlanılacak birşey değil bırakılacak bir inançtır!

- zihnindeki her bir sonluluk inancıyla yüzleşmen, içindeki sonsuz kaynağa bir dokunuştur..sonluluk acı ile özdeştir ama öz'sel değildir..kaynağa dokun ve hisset!!

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.97
Copyright ©2001-2005 Web Wiz Guide