Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Kişisel Gelişim
 RUHSAL ÖĞRETiLER FORUMU : Kişisel Gelişim
Konu Konu: KISSADAN HİSSELER.... Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 13-Ocak-2009 Saat 02:38 | Alıntı azade

         GERÇEK ZENGİNLİK

 

Başlangıçta Türkistan taraflarında bir bölgenin hükümdarı yani dünya sultanı iken vâkî olan bazı ikazlarla hükümdarlığını bırakıp maneviyat sultanı olmaya azmeden, bunu da gerçekten başaran İbrahim Edhem (VIII. y.yıl) dünya malına karşı o kadar tenezzülsüzdü ki kimseden bir şey istemez ve beklemezdi.

 Nefsini yokluğa ve mahrumiyete o derece alıştırmıştı ki bir benzerine

rastlanamazdı. Birgün büyük velilerden çağdaşı ve hemşehrisi Şakik Belhi ile karşılaştı ve ona sordu:

- Ey Şakik nasıl geçiniyorsun? Şakik Belhi cevap verdi:

- Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz. İbrahim Edhem:

- Horasan'ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayınca sabrediyorlar, diye karşılık verdi.

Belhi sordu:

- Peki siz ne yapıyorsunuz?

- Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca sabrediyoruz.

 İbrahim Edhem'in, amaç edindiği ve ulaşmayı başardığı yokluk ve mahrumiyeti o derece aşikar, o derece göze batıcı idi ki görenlerde kendisine yardım hissi uyandırıyordu.

 

Varlıklı bir kişi İbrahim Edhem'e yardım etmek istedi. İbrahim Edhem:

- Yardımını gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi.

Adam gerçekten zengin olduğunu, bir şeye ihtiyacı bulunmadığını söyledi. Büyük veli sordu:

- Ne kadar paran var?

- Üç bin altınım var.

- Dört bin olmasını istemez misin?

- Elbette isterim.

- Beşbin olmasını?

- İsterim.

- On bin altının olsa çok sevinirsin değil mi?

- Şüphesiz çok memnun olurum.

- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin. Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim.

Alıntı.

 

Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 13-Ocak-2009 Saat 02:55 | Alıntı azade

YUNUS HÜRMETİNE

 

"Anadolunun iç aydınlığı" bütün Anadolu'nun sevgilisi insan sevgisinin, hoşgörünün sınırlarını,

Yaradılmışı hoşgör

Yaradandan ötürü

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil.

gibi söyleyişlerle kimseye nasip olmayacak ölçüde genişleten Yunus Emre (1240-1320) Tapduk Emre'nin dergahında uzun süre zevk ve hevesle odun taşımış, ayak işleri yapmıştı. Ama Tapduk bir türlü arzuladığı gibi Yunus'u ele almıyor, eren lerin gönül deryasından bir katre sunmuyordu. Yunus bu konuda bir dilekte bulunsa "Sen hâlâ dünya kokuyorsun" deyip savuşturuyordu. Yunus "Herhalde benim nasibim burada değil, bir başka şeyhin kapısında" diyerek Tapduk'a dahi haber

vermeden dergahı terketti. Ama dergahtan uzaklaştıkça içini bir hüzün kapladı. Tapduk Emre'nin kapısında en basit işleri yaparken bile gönlünde bir aydınlık, bir ferahlık, bir yumuşaklık vardı. Dergahtan ayrılalı gönlü kararmış, katılaşmıştı, uzaklaştıkça içini Tapduk'a ve dergaha karşı bir hasret kaplıyordu. Bu yolculuk sürerken bir akşam vakti yedi kişilik bir başka yolcu grubuna rastladı. İçini kaplayan hüzün ve hasrette belki bir hafifleme olur diye kendi de onlara katıldı. Yol arkadaşları ermiş kılıklı, yaşlıca insanlardı. Güven veren halleri vardı. Birlikte sürdürülen bu yolculuk sırasında bir an geldi ki hiçbirinin çıkınında (azık çantası) birşey kalmadı. Biryerde mola verdiler, açlık canlarına tak etmişti. Bu yedi arkadaştan bi ri ellerini kaldırıp Yaradan'a niyazda bulundu. Bu dua ve yakarmanın akabinde önlerinde türlü yiyeceklerle donanmış bir sofra peydah oldu. Yediler içtiler Rablerine şükrettiler. Bundan sonra bu yedi yolcudan herbiri yolda acıktıkça dua etti ve yemekleri ilahi bir lütuf olarak ikram edildi. Sonunda dua sırası Yunus'a gelmişti.

 

Yunus soğuk terler döküyordu. İşin içinde mahcup olmak vardı. Yol arkadaşlarının her biri Allah katında makbul kişilerdi ki duaları kabul görüyordu. Kendinin böyle bir imtiyazı yoktu. Ama duayı yapacaktı, çaresi yoktu. Bütün varlığı ve içtenliğiyle Allahla yalvardı:

 "Ya Rabbi, şu yol ar kadaşlarım sana kimin yüzü suyu hürmetine yalvarıyorlarsa ben de onun zatın hürmetine yalvarıyorum, beni mahcup etme..." Bu duanın arkasından öncekilerin iki katı yiyecek içecek lütfedildi. Şaşkınlık sırası yedi yolcudaydı. Sordular:

- Ey arkadaş, sen kimin hürmetine dua ettin? Yunus,

- Önce siz söyleyin dedi. Açıkladılar:

- Biz Tapduk Emre'nin dergahında Yunus adında çok makbul ve muteber bir derviş varmış onun hürmetine Allah'a yakarmıştık.

Yunus esas şimdi mahcup olmuştu. Yunus'un kendisi olduğunu açıklamaya utandı. Tapduk Emre'ye karşı da kalbini bozmuştu. Halbuki Tapduk ona Allah yolunda epeyi dereceler kazandırmıştı.

 Büyük bir pişmanlık içinde, bedeninden sıyrılmış bir ruh gibi akarak Tapduk dergahına döndü ve şeyhinin yanında yaşamaya devam etti.

alıntı

 

Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 15-Ocak-2009 Saat 22:18 | Alıntı adilenur

TANRI VE KİLİSE

Yaşlı bir zenci, özel bir kiliseye üyelik için başvurur. Zenci olmasından ötürü başrahip önüne olmadık engeller çıkarır.İstenmediğinin farkına varan yaşlı zenci, sonunda şöyle der:

-Tanrı'ya dua edersem, belki ne yapmam gerektiğini öğrenebilirim.

Böylece kiliseden ayrılır ve aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar geri döner.

Başrahip sorar:

-Ne oldu, Tanrıyla görüşebildin mi?

-Evet efendim. Size başvurmamın bir yararı olmayacağını söyledi.O da bu kiliseye girmek için on yıldır uğraşıyormuş ama başarılı olamamış.

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
semiramis
mars
mars
Simge

Kayıt Tarihi: 23-Kasım-2008
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 20
Gönderen: 16-Ocak-2009 Saat 01:56 | Alıntı semiramis



 Uzakdoğu'da bir budist tapınağı bilgeliğin gizemlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.

   Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklıyabilmekti.

 Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi.


 Burada sezgisel buluşmaya  inanılıyordu, bu yüzden kapıda
   herhangi bir tokmak, kapı zili veya çan yoktu.

  Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki budist kapıda duran  yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmalar başladı.

  Gelen yabancı tapınağa girip orada yaşamak istiyordu.


  Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla geri döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.

 Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyiz demekti.

 Yabancı, tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun  üstüne bıraktı.


  Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
 
  İçeirdeki budist saygıyla eğildi,ve kapıyı açarak yabancıyı içeri aldı.

  Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı...
  alıntı







__________________
Gelecekte birgün gelecek
Yukarı Dön Göster semiramis's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: semiramis
 
aylen
satürn
satürn
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2008
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 72
Gönderen: 07-Nisan-2009 Saat 11:23 | Alıntı aylen

Taşın Hikayesi


Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.

Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?

”Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.

Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.
Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :

Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.

Fısıltıyı dinle… veya taşı bekle.
Seçim senin.
alıntıdır.

__________________
Sen bedende küçük bir alemsin, fakat hakikatte ise kainat SEN' sin." MEVLANA..
Yukarı Dön Göster aylen's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: aylen
 
aylen
satürn
satürn
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 18-Şubat-2008
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 72
Gönderen: 09-Nisan-2009 Saat 15:33 | Alıntı aylen

Paylaşmak

Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından içeri yaşlı  bir  amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.Derken amca, kasaya gidip 1 hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye  bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,sonra bütün patatesleri tek tek soyarak onlarında yarısını teyzeye vermiş, sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş.

Herkes ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyormuş.

Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş.
Sonunda orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:

-Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım lütfen izin verin size bir mönü kendim ısmarlayayım.

- Yaşlı amca teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız demiş.

Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:

-Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz?

Yaşlı teyze cevap vermiş :

-Dişleri!..

__._,_.___


__________________
Sen bedende küçük bir alemsin, fakat hakikatte ise kainat SEN' sin." MEVLANA..
Yukarı Dön Göster aylen's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: aylen
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 09-Nisan-2009 Saat 15:38 | Alıntı azade




              Çok güzel yaaa... Paylaşmak budur işte... Sevgiyle. 
Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 02-Mayıs-2009 Saat 21:54 | Alıntı adilenur

KURŞUN KALEM

Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu :

   "Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ? "

  Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :

"Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım
kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de
seversin."

  Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
   "İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı
değil ki ! "

"Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli
özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep
dünyayla barışık bir insan olursun."

"Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları
yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her
zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."

"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu
açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını
sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni
daha iyi bir insan yapar."

"Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle
silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin
kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya
yarayan en önemli şeylerden biridir."

"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı
ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden
her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."

"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde
sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her
hareketinin farkında olmalısın."

Paulo Coelho

 
Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 25-Mayıs-2009 Saat 02:28 | Alıntı azade



İhtiyar Çöpçü Hikayesi

İhtiyarlığa adım atalı çok olmuştu. Gözleri dalgalara takılmış halde, iyi kötü yönleriyle geçmişi düşünüyordu. İnsanlığa karşı pek güveni kalmamıştı. İyilik yaptıkça nankörlük gördüğünü düşünüyordu. Çoğu kişinin kendisine "enayi" gözüyle baktığını da biliyordu. Fakat karşılıksız iyilik yapmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü kendisini hayata bağlayan çok az değerden birisi de, kendisine olan saygısıydı. Onu da kaybederse , herşeyini kaybetmiş olacağını düşünüyordu.

İhtiyar adam kayalıkların üzerinden yavaşça doğruldu, denizin kenarına atılmış kırık içki şişesi gözüne takılmıştı. İçki içmezdi ama görüp de almazsa ve bu kırık şişe birine zarar verirse vicdan azabı duyacağını düşündü. Onun şişeyi yerden aldığını gören biri kız, biri erkek iki genç gülüştü. Erkek ; "-Çöpçü herhalde. " dedi. İhtiyar adam herkesi hoş görmeye çalışırdı, özellikle gençleri ama yine de gencin, kendisi hakkında arkadaşıyla şakalaşırken biraz sesini alçaltmamasına, kendisinin duymaması için gayret etmemesine canı sıkılmıştı.

İhtiyar kırık camları atmış dönerken, gençlerin az önce kendisinin oturduğu kayalarda, azgın dalgalara karşı şakalaştığını, birbirini itekler gibi yaptığını gördü. Biraz daha uzakta bir kayaya gidecekti ki, birinin denize düşme sesi ve çığlığı kulaklarında çınladı. Kız düşmüştü, . Sportif yapılı gencin hemen atlayıp kızı kurtarmasını bekledi. Fakat kayadan kayaya telaşla koşan genç atlamaya cesaret edemiyordu.

Genç ne yapacağını bilemez halde dalgaların uzaklaştırdığı kız arkadaşına bakıyor, bağırıyordu. Sağa sola deli gibi koştururken, hemen yanından birinin denize atladığını duydu, bu az önce dalga geçtiği ihtiyar adamdı.

İhtiyar adam dalgaların tüm zorluğuna rağmen, güçlü kulaçlarla kıza yetişti, saçlarından yakaladı kayalara doğru çekti. Kayalara yaklaştığında kıyıdaki genç, kızı yakalayıp önce yukarı, sonra sahile çekti. İhtiyar adamı o anda unutmuştu bile. Birden aklına gelip denize doğru baktığında ihtiyar adamın hala çıkamadığını gördü.

İhtiyar kollarında derman kalmamış halde, kendisini kıyıdan koparmaya çalışan dalgalara kendini bıraktı. Genç çılgına döndü, sevdiği kızı kurtaran , az önce dalga geçtiği ihtiyar gidiyordu. Kısa zamanda büyük şeyler olmuştu hayatında. Hayatta en çok sevdiği kişiyi kurtaramamış, başkası kurtarmıştı ve o da şimdi kendisinden özür bile dileyemeden, boynuna tüm utançları takarak sonsuza dek gidiyordu.

Kendine tam gelememiş kız , gencin Sulara atlayışına baktı bağırdı ama nafile. Oysa arkadaşının kendisi kadar bile yüzemediğini iyi biliyordu.

Genç erkek tüm çabasına rağmen ihtiyara yaklaşamamıştı bile , dalgaların üzerinde boğulan değil, sanki dinlenen biri gibi duran ihtiyar da sanki gülümsüyor gibiydi. Genç bir anda ihtiyardan daha çok kıyıdan uzaklaştığını farketti. Bitiyordu herşey. "Gerçekmiş demek ki " diye düşündü, hayatı, arkadaşları , sevdikleri hızlıca gözlerinin önünden geçiyor gibiydi. İnsan ölüme yaklaşınca böyle oluyormuş. Su yutuyordu ama mücadeleyi bırakmıştı.

****************

Birden beklenmedik birşey oldu; genç adam kolunun kuvvetlice yakalandığını hissetti, önce köpekbalığı aklına gelip telaşla çekmek istedi ama hemen yanında ihtiyar adamı farketti. İhtiyar adam önce kolundan yakalamış, sonra yakasından tutup, onu bir bebek gibi çekmeye başlamıştı.

Göz açıp kapayana kadar kıyıya gelmişlerdi. İhtiyar adam, genci kızın yanına kadar atmış, nefesleniyordu. Gençlere gülümsedi ; "- Siz de, ben de bu Gün güzel dersler aldık. Ben kendi adıma çok mutlu oldum. Siz kimseyi küçümsememeyi öğrendiniz. Ben de bu küçük dalgalarda sizi deneyerek, insanlığın ölmediğini gördüm. Delikanlı beni kurtarmaya gelmen, beni ne kadar mutlu etti sana anlatamam. Fakat ben daha bu dalgalara yenilecek kadar kocamadım"

İhtiyar kıyıda kendilerini toparlamaya çalışan gençlerin birşey söylemesine fırsat vermedi; "-Hoşçakalın !. . . " deyip yürüdü.

Gençler peşinden koşamadıkları ihtiyara şaşkınlıkla, içlerinde bir buruk sevinçle bakakaldılar.

 Ahmet Ünal ÇAM


Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 25-Mayıs-2009 Saat 09:35 | Alıntı adilenur

Çok güzeldi  !!

 

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
SEA BREEZE
jüpiter
jüpiter
Simge

Kayıt Tarihi: 10-Aralık-2008
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 115
Gönderen: 26-Mayıs-2009 Saat 20:46 | Alıntı SEA BREEZE

O iki kez ağladı





o iki kez ağlamış...

O İKİ KEZ AĞLADI Bir adam vardı; uzun boylu, esmer, siyahtı gözleri. Bakınca insanın yüzüne umut saçardı!! Hep başı yerde giderdi, düşünürdü. Üzülürdü bazı olaylara. O isterdiki herkes mutlu olsun. Çok çalışırdı, öyleki cok sevdiği karısını bile bazen cok az görürdü.Karısını çok severdi. Onunla lisede tanışmışlardı. İkiside yoksul ailelerin çocuğuydu ve ikiside üniversteyi kazanmıştı. ama aileleri onları okutamazdı. esmer adam okulu bıraktı ve işe girdi. Çalıştı bazen simit satardı bazende pazarda limon. Tek arzusu vardı; sevdiğinin okumasını sağlamaktı ve başardıda. Hersey hayel ettikleri gibi gidiyordu. Azda olsa mutluluğu yakalayacaklardı . birgün esmer adama haber geldi `` Sevdiğin kız hastanede`` Hemen hastaneye gitdi ve öğrendikleri cok kötüydü. Sevdiği kız kazanın şokunda kısmi felç geçirmişti ve düzelmesi mucizeydi. Esmer adam o gün ilk defa ağladı. ama yılmak yok dedi.... Zaman geldi geçti ilk işi sevdiği kızla evlenmek oldu. Artık ``daha cok daha cok calışmalıyım`` diyordu. Hem sevdiğinin tedavisini Üslenmiş hemde hayata karsı direnmeyi!! Aradan zaman geçiyordu ama hiç bişey düzelmiyordu Ama ne zaman karısının yüzüne baksa ümit dolardı yüreği, hırslanırdı hayata karşı. Bir sabah evden çıktığında; o günün karısının doğum günü olduğunu iyi biliyordu. Gene yorucu bir günün ardından eve dönerken, karısına bir hediye almak istiyordu. evlendiğinde bile karısına bir yüzük alamayan adam, ona bir hediye almak istiyordu fakat parası yoktu. Çeketini satmak istedi fakat alan olmadı. zaten alan olsa bile hediye alacak para yine çıkmazdı .. Karısana doğum günü hediyesi bile alamamanın üzüntüsünü yaşayarak sahile doğru yürüdü ve bir taşın üstüne oturdu. Çıkardı bir sigara yaktı. O gün ikinci kez ağlıyordu esmer adam. yanına birisnin yaklaştığını gördü. Hemen gözlerini sildi. Yabancı adam selam verdi ve ``sigaran varmı`` diye sordu. Esmer adam var dedi. son birinci sigarsınıda ona verdi. Yabancı adam sigarayı yaktı, derin bir nefes aldı. Yabancı adamın mutsuzluğu her halinde belliydi. yabancı adam söze şöyle başladı ``çok zenginim herseyim var ama çok mutsuzum. Bazen bu sahile gelerek içimin sıkıntısını gideriyorum.`` Derken sohbet çok koyulaştı. İki mutsus adam arasında .. Yabancı adam ``üzülme`` dedi ``ben her türlü yardımı yaparım. İnanki karın iyileşecek.`` Cebinden çıkardığı paraları esmer adama uzatdı. ``Al bunları git karına o hediyeyi al. En yakın zamandada bu işin uzmanı doktorlara gideriz.`` ve ``Karın iyleşecek.`` dedi; Sonra ayrıldılar. Esmer adam hediyeyi aldı. Evin yolunu tutdu. Karısana ilk defa hediye verecek olmanın sevincini yaşıyordu!! Eve geldiğinde masada bir not buldu. Notda ``seni hergün üzgün görmek, hayatımın en acı gerçeği. Sen bana hayatını verdin ben sana canımı veriyorum. Artık sende mutlu ol. Seni cok seviyorum. SAKIN AĞLAMA !`` BÖYLE YAZILMIŞ BİR NOT ... Keşke o kadın: Kocasının geleceğin en büyük adamlarından biri olacağını ve onsuz asla mutlu olamayacağnı bilseydi! O güden sonra; Esmer adam hiç ağlamadı. Çünkü karısı ona ağlama demişti. ama o bir daha hiç gülmedide.....
Yukarı Dön Göster SEA BREEZE's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: SEA BREEZE
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 27-Mayıs-2009 Saat 14:52 | Alıntı adilenur

DERS ALINMIŞ BAŞARISIZLIK EN BÜYÜK BAŞARIDIR
Bir gun, bir ciftcinin esegi kuyuya duser.
Adam ne yapacagini dusunurken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda ciftci, hayvanin yasli oldugunu ve kuyunun da zaten kapanmasi gerektigini dusunur ve esegi cikartmaya degmeyecegine karar verir.
Butun komsularini yardima cagirir.
Herbiri birer kurek alarak kuyuya toprak atmaya baslarlar. Esek ne oldugunu fark edince, once daha beter bagirmaya baslar. Sonra, herkesin saskinligina, sesini keser.
Birkac kurek toprak daha attiktan sonra, ciftci kuyuya bakar. Gozlerine inanamaz. Esek, sirtina dusen her kurek toprakla muthis bir sey yapmakta, topragi asagiya silkeleyerek yukari cikmasina basamak hazirlamaktadir.
Bir sure sonra, komsular toprak atmaya devam edince, herkesin saskinligi altinda esek, kuyunun kenarindan disari bir adip atip, kosarak uzaklasir !

Hayat uzerinize hep toprak atacaktir; her turlu pislik ile.
Kuyudan cikmanin sirri, bu pisligi silkeleyip bir adim yukselmektir.

Sikintilarimizin herbiri bir adimdir.
 En derin kuyulardan bile yilmayarak, usanmayarak cikabiliriz.
Silkelenin ve biraz yukari cikin.

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
ashtar
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 22-Şubat-2007
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 600
Gönderen: 28-Mayıs-2009 Saat 10:06 | Alıntı ashtar

harikaydı....
Yukarı Dön Göster ashtar's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ashtar
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 01-Haziran-2009 Saat 11:42 | Alıntı adilenur

Kral Solomon içinde müthiş bir karmaşa hissediyordu. Daha sade ve huzur dolu bir yaşamın özlemini çekiyordu. Ülkenin en iyi kuyumcusunu çağırarak, kendisine içinde her zaman ve her koşulda geçerli, uygun ve doğru olan sözler yazılı sihirli bir yüzük yapmasını istedi. 

 Yazılan sözün hem acıların hafiflemesine hem de acı çeken kişinin bilgece bir bakış açısı kazanmasına yardımcı olması gerekiyordu. Usta  özel bir yüzük yaptı ama günlerce düşündükten sonra yüzüğe yazacağı sözü buldu:

"Bu da geçecektir."

 

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 10-Ağustos-2009 Saat 15:33 | Alıntı adilenur

Uzun yıllar önce Çin de Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisininde kişiliği tamamen farklıdır buda onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.

Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev, onun ve kayınvalidesi ile arada kalan eşi içinde cehennem haline gelmistir. Artık birşeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden

yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu 

gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel

yemekleri yapmasını söyler.


Sevinç içinde eve donen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular . Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatır. 

Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranır. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranmaya başlar. Evde 

artık barış rüzgarları esmektedir. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissederek yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkanının yolunu tutar ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından 

temizleyecek bir iksir için yalvarır, Yaşlı kadının ölmesini artık istemez. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye bakar ve kahkahalarla gülmeye başlar.


Sevgili Li-Li ; 

Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı.

Sen ona iyi davrandıkça o kötü düşünceler dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi. 


Eski bir Çin atasözü şöyle der ; 

Gül veren elde gül kokusu kalır.

 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 10-Ağustos-2009 Saat 18:58 | Alıntı azade

 

Çok güzel bir kıssa olmuş arkadaşım..Keşke her gelin kaynana arası böyle tatlıya bağlansa..

Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 15-Ekim-2009 Saat 12:21 | Alıntı adilenur

BEN FARK YARATAN BİR İNSANIM

Öğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi. Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı 'Ben Fark Yaratan Bir İnsanım' yazılı mavi bir kurdele taktı.


Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi..Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum yapacaklardı.


Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı. Sonra ona iki kurdele daha verdi. 'Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var' dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi. Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti.
Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasına gitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı bir dehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti. Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici 'Tabii, olur' dedi.

Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, 'Bana bir iyilik yapar mısınız? Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız? Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanları nasıl etkilediğini araştırıyor' dedi.


O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini söyledi.

'Bugün başıma olağanüstü bir şey geldi. Ofisimde oturuyordum ve genç
yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu yaratıcı bir
deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun? Benim
yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde 'Ben Fark Yaratan Bir
İnsanım' yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana
fazladan bir kurdele daha verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı
söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve
seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum' dedi.

'İş hayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla
ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok
dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak
istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum.
Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsın
ve seni seviyorum!'

Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamaya başladı, ağlıyor ağlıyor ağlıyordu.

Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu..

Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken,
başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, 'Ben de yarın intihar
etmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum.'
Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı.

Yaşamla ölüm arasında bir fark.

Herkes takdir edilmek ister ama takdir etmek konusunda cimriyizdir nedense.
Daha doğrusu birisiyle ilgili olumlu düşünce ve duygularımızı dile getirmeyi pek aklımıza getirmez, nasıl olsa onların bunu bildiklerini ya da hissedeceklerini varsayarız.
Bugün fark yaratan insan ol. Sevdiklerini, hatta çok yakından tanımadığın halde takdir ettiğin kişileri takdir etmek için adım at. Takdir edilmek yaşama sevincini ve gücünü artırıyor.


İster mavi kurdeleyi, ister kırmızı kalpli mavi kurdeleyi takdirinin sembolü olarak ver sevdiklerine, öğrencilerine, çalışanlarına, patronuna, bakkalına, kapıcına. Birilerine 'iyi ki varsın' dediğimizde kendi varlığımızı da onaylamış oluyoruz. Var eden var olur. Var olmanın dayanılmaz hafifliği bu.


Birisini seviyor musun? Ona söyle.

Birisi senin hayatını olumlu etkiledi mi? ona telefon et. Hayatında fark yaratan birileri oldu mu? Onlara mektup yaz, not yaz, kart yaz ya da e-mail gönder.
Bu insanlara duygularını ifade etmek için bir gün daha beklemeden harekete
geç. Özellikle yazılan şeyler, daha kalıcı olur. Çekmecende sakladığın
mektupları bir düşün. Yazılarak paylaşılan duygular özeldir. Bu mektupları,
kartları özellikle kendini mutsuz hissettiğin günlerde okumak, bir
antidepresan ilaçtan çoook daha etkilidir; ne kadar şanslı ve mutlu
olduğunu hissedersin birdenbire.


Hayat, söylenmemiş sözleri ertelemek için çok kısadır. Yazdığın birkaç
cümle, öylesine büyük fark yaratabilir ki.


Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 16-Ekim-2009 Saat 09:38 | Alıntı phbnn


  
    ÇOK GÜZEL .... BİTTİM, ÇOK MERSİ.....
    (TABİİ BENCE ÖNCELİKLE KENDİMİZİ TAKDİR ETMELİYİZ....)



__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 11-Aralık-2009 Saat 12:42 | Alıntı phbnn


 

GÜVEN TEK TARAFLI OLMAZ ...


İngiltere''de yargıçların maaşı yoktur.
Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları
kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
İngiliz devleti hakimlerine o kadar güvenir.
Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip
1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş.
Tabii ortalık birbirine girmiş.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan
bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen
İçişleri Bakanlığı''na, Adalet Bakanlığı''na ve Başbakanlığa telefon etmişler.
Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYIN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş.
Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş.
Parayı bankaya geri vermek istiyormuş.
Banka yönetimi şaşırıp kalmış.
Hemen Adalet Bakanlığı''nı aramışlar.
Derhal Bakanlık müfettişleri devreye girmiş
ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim ''Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu?
Onu sınadım.'' cevabını vermiş.
Raporlar Bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş.
Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
''Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.''
Güven çok ince bir çizgidir.
Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey,
''iki taraflı'' olmasıdır.
 


__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 14-Aralık-2009 Saat 17:18 | Alıntı adilenur

DÖRT HİKÂYE- DÖRT DERS- BİR SÖZ

1.Hikâye

Kavak Ağacı ile Kabak Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders:
Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.


2. Hikâye



En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

2. Ders:
Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.


3. Hikâye



Geleceğini biliyordum…
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.
Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı.
Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;

-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…

-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

-Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

3. Ders:
Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

4. Hikâye

Denizli'de arastirma yapmak icin kamp kuran bir grup universite ogrencisi, kamp yakinina tuneyen bir Denizli horozunun sabahin erken saatlerinde yuksek sesle otmesinden cok rahatsiz olmuslar....
Sabahin korunde ortaya cikan horoz, once dikleniyor, sonra dakikalarca otuyormus...
Tabii ekipte ne uyku ne de huzur birakmiyormus. . .
Sonunda sabirlar tukenmis...
Susturmak icin baslamislar horozu kovalamaya.. . Horoz onde.. Gencler pesinde...
Mahalle arasina dalmislar... Kovalamacayi goren, fakat bir anlam veremeyen yasli dede, seslenmis:
- Hey, evlatlar!.. Bu zavalli horozu niye urkutuyorsunuz? ..
- Dede, sabahin korunde otmeye basliyor, kampi ayaga kaldiriyor. O yuzden basini kesecegiz!..
- Yaziktir evladim yapmayin!.. demis ihtiyar, birakin, ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsiz etmez sizi...
Gencler bunun uzerine kovalamayi birakmislar.
Ertesi sabah, hafif 'gak - guk' sesleri disinda horozdan kayda deger hicbir ses cikmadigini gorunce de sasirip dedeye kosmuslar:
- Yahu dede, ne yaptin da bu horozun sesini kestin?..
Ihtiyar gulmus:
- Kicina zeytinyagi surdum. Horoz kabararak otmeye yeltendiginde, gerisi tutmuyor ki kuvvet alsin... Ancak 'gak - guk' edebiliyor.. .


Kissadan hisse:

Arkan saglamsa, istedigin kadar kabarir, diklenir, sozunu dinletirsin.
Arkan bir gevsemeye gorsun, ancak 'gak-guk' edersin....

 
 
 
 


'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur. Afrika Atasözü

Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar.
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer.
Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir.
 


Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
SEA BREEZE
jüpiter
jüpiter
Simge

Kayıt Tarihi: 10-Aralık-2008
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 115
Gönderen: 16-Aralık-2009 Saat 00:29 | Alıntı SEA BREEZE

Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri Kızılderili'dir.

Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki işmakinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek böceği aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı, Kızilderili'ye: 'Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?' diye sorar.

Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmedigini kontrol eder.

Kızılderili, arkadaşına dönerek: 'Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.'der.


__________________
ﻛ є η ط ц ĸ α ℓ ط í η ط í я τ α иє s í s í η . . .
Yukarı Dön Göster SEA BREEZE's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: SEA BREEZE
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 21-Aralık-2009 Saat 10:39 | Alıntı phbnn

  Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? dedi...
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki yumuşak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümseyerek bakıyordu... "Ben Rose" dedi... "Benim adım Rose yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?." Güldüm.. "Tabii" dedim.. "Hadi sarıl bana.." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin?" diye şaka yaptım... Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.." Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk.
Ertesi gün ve ertesi üç ay sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampusun ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu.. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu..
Sömestr sonunda, Futbol Balosu'na davet ettik Rose'u, konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi... "Ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?" Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:

"Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır: Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok... Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek yada bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..."
Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi... Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu... Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı: "Çok geç diye bir zaman yoktur!.."

HER ZAMAN BİR RÜYANIZ VE ONU GERÇEKLEŞTİREBİLECEK RUHUNUZUN OLMASI DİLEĞİ İLE :)))



__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 22-Aralık-2009 Saat 12:43 | Alıntı adilenur

ESAS AKIL
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz? 
Doktor: 
Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey veriyoruz. 
Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız? 
Adam: 
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük. 
Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker. 

Ders: Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl. 
(teşekkürler sirius66  arkadaşım)
 
Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 09-Ocak-2010 Saat 00:03 | Alıntı adilenur

Dünyanın bütün renkleri birgün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar;

YEŞİL demiş ki:

“Elbette en önemli renk benim… ben hayatın ve umudun rengiyim. Çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim… Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı…!

MAVİ hemen atılmış:

“Sen sadece yeryüzünün rengisin, ya ben?.. Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız”

SARI söz almış:

“Siz dalga mı geçiyorsunuz?… Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim… güneşin rengiyim… ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz.”

TURUNCU onun sözünü kesmiş:

“Ya ben?… Ben sağlık ve direncin rengiyim… insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur… Portakalı, havucu düşünün. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın”

KIRMIZI daha fazla dayanamamış:

“Ben hepinizden üstünüm!. Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!. Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!. Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!. Bensiz bu dünya bomboş olurdu!.”

MOR ayağa kalkmış:

“Hepinizden üstün benim… ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir… Ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz… dinler ve itaat ederler”

…Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar… Her biri diğerini itip kakıyor; ”En büyük benim” diyormuş… Derken bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış… Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar…

Ve YAĞMUR’un sesi duyulmuş…

“Sizi aptal renkler… Bu kavganızın anlamı ne?… Bu üstünlük çabanız neden?… Siz bilmiyor musunuz ki, her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz… Şimdi elele tutuşun ve bana gelin” Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar… Elele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay şeklini almışlar…

Yağmur onlara; “Bundan böyle…” demiş…. “Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar… insanlara yarınlar için umut olacaksınız… Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GÖKKUŞAĞI diyecekler… Anlaştık mı?..”

Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GÖKKUŞAĞI belirir…

Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız ve hepimiz özeliz… Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız.

Dilara Pekel

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
phbnn
güneş
güneş
Simge
Kıdemli

Kayıt Tarihi: 07-Aralık-2006
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 968
Gönderen: 13-Ocak-2010 Saat 06:54 | Alıntı phbnn


          Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar..
AŞK;adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş.

ZENGİNLİK;, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
KİBİR; "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
ÜZÜNTÜ; yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
MUTLULUK da ;Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, ZAMAN dı" diye cevap vermiş.
"ZAMAN mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk

Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece ZAMAN ; AŞK'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir…"


__________________
BNN !
Yukarı Dön Göster phbnn's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: phbnn Ziyaret phbnn's Ana Sayfa
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 13-Ocak-2010 Saat 11:07 | Alıntı adilenur

Çok güzeldi phbnn !

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
azade
Yönetici
Yönetici
Simge
Forum Müdavimi

Kayıt Tarihi: 17-Eylül-2008
Ülke: Türkiye
Gönderilenler: 673
Gönderen: 13-Ocak-2010 Saat 19:07 | Alıntı azade




Vallaa duygulandım yaa, gerçekten harika bir yazı.. teşekkürler bnn.. 
Yukarı Dön Göster azade's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: azade
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 28-Ocak-2010 Saat 11:25 | Alıntı adilenur

Dünyanın Son Günü Olsaydı Ne Yapardınız?
Amerika' da bir Üniversitede , Profesör derse şöyle başlamış. :
   - "Düşünün ki bugün Dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek.
 Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?"
  Tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:
   - İbadet eder Tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,
 - Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,
 - Ailemle zamanımı geçirirdim,
 - Anneme veya Babama giderdim,
 - Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,
 - Barbekü partisi yapardım,
 - Sevgilimle son ana kadar sevişirdim,
 - Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
 - Yatar uyurdum.
 - Ormanda son defa dolaşırdım,
 - Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
 - Akşam yıldızları seyrederdim.
 - En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
 - Piknik yapardım,
 - Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,
 - Jet uçağına binerdim,
 - Üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim
 vb.......... .
 
 Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek ;
 
-Çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı.?
 
Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 06-Şubat-2010 Saat 10:03 | Alıntı adilenur

NİYE BEN? DIYEN HERKES İÇİN....
 
 
 
Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün 
cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere 
vardıklarında,neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı 
karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini 
takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
 
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada 
asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi 
gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın
 
gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması 
neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda
 
artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için 
Allah'a dua edeb ilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.
 
"Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki
 
her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. 
Onu bulmama yardım et."
 
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere 
oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri "Aranızda lens 
kaybeden var mi?" diye bağırdı.
 
Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca
 
yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların 
dikkatini çekmisti.
 
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak 
ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi 
çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
 
"Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığ ımı bilemiyorum.Bunu yiyemem ve 
neredeyse taşıyamayacağım kadar agır. Ama istedigin sadece bunu taşımamsa, 
senin için taşıyacağım..."
 
 

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM" demeyin.....
 
 

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 12-Şubat-2010 Saat 17:12 | Alıntı adilenur

SON İSTEĞİN NEDİR MAHKUM
15 kişiyi yakarak katletmekten elektrikli sandalye cezası verilen bir mahkûmun infaz günü gelmişti. İki görevli onu sandalyeye götürüyordu. Elleri kelepçeliydi. Kelepçeler sadece mahkûmun elini değil, hayatını da sımsıkıya bağlar. Bu mahkûmda aynen öyle bir durumdaydı. Sandalyeye
getirip oturttular. Kelepçeleri çözdüler. Sandalyenin olduğu oda loştu. Görevliler net olarak seçilmese de, mahkûmun olduğu sandalye aydınlıktı. Görevliler birbirlerine bakarak vaktin geldiğini ifade eden bir edayla bakıştılar. Adetten bir soru soracaklardı.
" Son isteğin nedir mahkûm?"
Mahkûm, hafif gülümseyerek bir sigara istedi. Son isteği bir
sigaraydı. Odadaki bir görevli dışarı sigara almaya gitti. Döndüğünde mahkûm da hala aynı yüz ifadesi vardı. Sigarayı uzattılar. Mahkûm sigarayı eline aldı ve parmakları etrafında bir tur attırdı. Sigarayı ağzına götürürken duraksadı " Bu sigarayı bir hayat olarak düşünelim" dedi
ve gülümsedi. Ağzına götürdü. Görevlilerden biri çakmakla
sigarayı yakmak istedi ama mahkûm elini tuttu engelledi.
-" Birinci kural, hayatını kesinlikle başkasına yaktırmayacaksın. Hayatta her işi kendin yapacaksın " dedi. Mahkûm ve görevlinin elinden çakmağı aldı, kendi yaktı.
Görevliler şaşırdılar ama karşı koymadılar. Sigarasını içmeye başlamıştı ve bir anda tekrar konuşmaya başladı.
-" Daha demin sigarayı hayat olarak göstermiştik. Hayatımızı ne olursa olsun kendimiz yakalım, kendimiz tutuşturalım ve kendimiz söndürelim." Dedi.
Görevliler dikkatle dinlemeye devam ettiler.
-" Şimdi de sigarayı, öldürdüğüm insanların hayatı olarak görelim. Hayatlarını yaktım, hepsini tutuşturdum aynı sigara gibi, ve hepsini söndürdüm aynı sigara gibi..." 
Görevliler hafif ürkmüştür. Mahkûm arada sırada öksürmektedir. Sigarayı içmekte güçlük çekiyordur.
-" İkinci kural, kimsenin hayatına karışmayacaksın. Ben karıştım ve sonum burası gördüğünüz gibi"
Zaman akıp geçmektedir. Mahkûmun sigarası da bitmeye başlamıştır.
-" Üçüncü kural, sigara bir hayat ise dibini göreceksin. Aynen ben şimdi hayatımın dibini göreceğim gibi".
Görevliler artık zamanın geldiğini söylerler. Ve mahkûmun ellerini elektrikli sandalyeye bağlarlar. Mahkûmun kafasına ve kollarına kablolar takılır. Ve başlayın işareti verilir. Mahkûm son kez ağzını açar
-" Dördüncü kural, bilmediğiniz şeyi yapmayacaksınız".
Görevliler, işareti verir ve infaz gerçekleşir. Mahkûm can verir.
Kurallarıyla birlikte hayata gözlerini yumar.

--2 sene önce-----

O gün yine işine geç saatte gelmişti. Evi işyerine uzaktı. Bu yüzden işe gitmeye çok zorlanıyordu. Tüp fabrikasında çalışıyordu. Tüpleri kalite kontrol yapıyordu. Az para alıyordu ama geçinimini sağlıyordu. İş yerine geldiğinde hemen işinin başına geçti. Onun dışında 14 kişi daha kalite
kontrolde çalışıyordu. Yan yana iş yapmaktaydılar. 5 saniyede bir eline bir tüp geliyordu. Test edip damgalıyordu. Telefonu çaldı. Evinden arıyorlardı. Açtı konuştu. Acilen hemen tüpü bırakarak çıktı. Hemen oradan bir çırağı çağırdı. " 5 dk benim yerime tüpleri kontrol et. Ve sakın sigara içme" Dedi ve çıktı.
  Çırak tüplerin başına geçti. Bu konuda bir bilgisi yoktu. Diğer kişilere bakıp o da aynı şeyi yapmaya çalışıyordu. Bilmediği bir işti. Gelen tüplerden biri hafif şişikti. Gaz sıkışması vardı. Çırak bu tüpe de geçerli damgası vurdu. Diğerlerinin yanına bıraktı. 5-6 tüpü de aynı bu şekilde diğer gazı sıkışmış tüpün yanına yolladı. O tüp arada sıkıştı. "Tıs" diye bir ses duyuldu. Ve korkunç bir patlama gerçekleşti. İçerdeki 14 görevli ve çırak yanarak feci şekilde can verdi. O sırada iş yerinden çıkan adam işe dönmüştü. Alevleri görünce şoka uğradı. Acil işi ise komşusunun kalp krizi geçirmesiydi. Karısı misafirlikteyken kriz başlamıştı. Ve karısı haber vermişti. O da koşup acilen bakmıştı. Geldiğinde arkadaşlarının yanarak can verdiğini gördü. Polisler sorgu
üzerine adamı götürdüler.
 Mahkemede adam 15 kişiyi öldürmekten suçlu bulundu. Savunmasını gerçekleştiremedi. Çünkü o uğradı şokla aklı zarar görmüştü. "15 kişiyi yakarak katletmekten elektrikli sandalye cezası verilmiştir" dedi hakim. Ve mahkeme dağıtıldı. Polisler, alev alev yanan işyerinden izmarit külleri bulmuştu. Sigaradan çıkabileceği şüphesi de uyandı. Fakat tüpün başka şekilde patlatıldığı ortaya çıktı. Tek bir şey
kalmıştı, o da adam tarafından kundaklatıldığı oldu. Hastane raporlarında mahkumun şu ana dek sigara kullanmadığı bildirilmişti. Ama kanıtlar adamın kurtulmasını sağlayamadı. Eğer mahkûm çırağa sigara içme demese belki de raporlarda sigaradan patladığı anlaşılacak ve suç çırağın olacaktı. Mahkûm başkasının işine karışmıştı. Ve çırağa işi devretmemeliydi. Çünkü çırak işi bilmiyordu. Bilmediğin işi
yapmayacaksın. Ve her zaman kendi işini kendin yapacaksın...

İSMAİL ÖZTAŞ
 

EN İYİ EĞİTİMLİ KİŞİ YAŞADIĞI HAYATI EN İYİ ANLAYANDIR!

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 17-Şubat-2010 Saat 11:40 | Alıntı adilenur

Dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytanın yolu bir köye düşmüş, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.
Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı da annesinin sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış, debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda hepten çözülmüş.
Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş.
Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmuş,&nbs kan içinde yere yıkılmış. Yavrusuna saldırıldığını gören inek bir tekmede kadını öldürmüş. Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş. Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, silahını çekip tek atışta babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.

Şeytan gülerek, "şimdi herşeyin sorumlusu olarak beni görürler, buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım ki ben" demiş...

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 20-Şubat-2010 Saat 12:36 | Alıntı adilenur

EİNSTEİN VE ŞÖFÖRÜ

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;

"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi
kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte
bulunmuş:
"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç  tanımıyorlar... O halde
bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş,ben de
arka sırada seni dinlerim."  Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir
konuşma yapmış ve  sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine
oturacağı  sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:

"Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan  Einstein'ı işaret ederek şöyle devam
etmiş:
"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu,
göreceksiniz, o bile cevaplayacak."
Netice: AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA ÇALIŞIR....
 
Teşekkürler ayda
Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 13-Mayıs-2010 Saat 11:48 | Alıntı adilenur

Aşağıdaki hikaye posta kutuma düşen, yazarının bilinmediği bir yazı.

 Gördüklerimizin , görmek istediklerimiz olması dileklerimle..

 İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar.
           Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
           Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
           Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
           Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
           Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

           Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot'larını suda yüzdürüyorlardı.
           Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
           Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
           Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle. 

           Günler ve haftalar geçti.
           Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle karşılaştı: Uykusunda, huzur içinde ölmüştü.

           Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.
           Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
           Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam.
           Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
           Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.
           Pencere, boş bir duvara bakıyordu.
           Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
           Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.


           'Sanırım seni cesaretlendirmek istedi' dedi.

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 18-Mayıs-2010 Saat 17:19 | Alıntı adilenur

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; 'Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi...'

Berber çocuğa seslenir: 'Ali, buraya gel!'

Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, 'bak şimdi' diye fısıldar ve bir elinde 5 liralık, diğer elinde 50 liralık bir banknot olduğu halde çocuğa sorar:
'Hangisini istiyorsan alabilirsin?'
Çocuk dalgın dalgın bir 5 liraya bir de 50 liraya bakar ve sonunda 5 liralık banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına
döner ve gülerek:
'Gördün mü? Sana söylemiştim.' der.

Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden 50 liralık değil de, 5 liralık banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:
' Eğer 50 liralığı alırsam oyun biter!'

Dale Carnegie diyor ki,
"Allah'ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!"

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 
adilenur
Yönetici
Yönetici
Simge
Editör

Kayıt Tarihi: 02-Nisan-2008
Gönderilenler: 1158
Gönderen: 28-Haziran-2010 Saat 11:41 | Alıntı adilenur

Dilenci nasıl olunur?

Hikayeye göre bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. "Dile benden ne dilersen" diye soran krala dilenci gülerek, "sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz" der. Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. "Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?" "Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım" der. Dilenci sıradan bir dilenci değildir.

Kral ısrar eder. "Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz" der. Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve "bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?" diye sorar. Kral bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır.

Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: "Tamam, tamam sen kazandın". "Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle" der. "Çok basit" diye yanıtlar dilenci. "İnsan dimağından yapılmıştır.

Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek dediğin nedir ki! İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin bir iş istersin... Bir araba... Ev... Eş... Bir başka şey!.. Tek tek her birini elde ettiğinde, her şey anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir.

Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın. İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın demektir. Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin" der. Gelelim hikayenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir.

Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur...

PEMBE CANDANER

Yukarı Dön Göster adilenur's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: adilenur
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.97
Copyright ©2001-2005 Web Wiz Guide